Orada bir köy var ekranda
Aranızda çim adamları hatırlayan var mı? Bu küçük, çirkin ve kötü kokulu toprak yumakları 1990'ların başında Türkiye'de neredeyse her evin bir köşesinde yerini kapmıştı. Maharetleri çimden saçlarıydı ve onların da çıkması için tepelerini düzenli olarak sulamanız gerekiyordu. Sulandılar, saçları çıktı, sonra her biri, çocuğunun onu pek umursamadığını gören bir anne tarafından çöpe atıldı. Orta sınıfın çiftçilikle tanışıklığı sadece bundan ibaret değildi. Öğrencilerin pamukta fasulye çimlendirme deneyi de yaydığı kötü kokuyla kendi itibarını zedeledi.
Çim adam salgını -neyse ki- artık yatıştı; fasulye deneyinin devam edip etmediğiniyse bilmiyorum. Müfredattan kaldırılmışsa üzülürüm diye, kimseye sormadım. Ama memleketin (ve bu arada dünyanın da) çiftçilikle imtihanı bitmiş değil. Dünya üzerinde yaklaşık 70 milyon kişi bugünlerde Farmville isimli iki boyutlu sanal oyun üzerinden internette tarla sürüyor, hasat yapıyor. Bu küresel tarım faaliyeti 300 milyonu aşkın üyeye sahip sosyal ağ Facebook kanalıyla yapılıyor. Elbette bir defa deneyip bırakanlar da vardır ama Farmville'in üreticisi, ABD'de San Fransisco merkezli oyun şirketi Zynga an itibariyle 26 milyon kullanıcının sisteme her gün girip, hasadını düzenli olarak kaldırdığını açıkladı. Yani öyle görünüyor ki, sanal da olsa çiftçilik, aranızdan birçokları için geçici bir heves değil. Belki buna balıkçılık ya da restoran işletmeciliğini de eklemeliyiz. Yine Zynga'nın ürettiği ve Eylül'de piyasaya sürdüğü Cafe World 25 milyon kullanıcıyı geçti (adından anlayacağınız gibi bu kullanıcılar yemek sektöründe sanal bir iş üstlenmeyi tercih ediyor), Kasım başında oynanmaya başlayan Fishville'in rengârenk balıkları da yine 10 milyona yakın kişiyi kendine çekti. Zynga, dünya üzerinde hangi ülkelerin hangi oyunlara daha çok rağbet ettiğine ilişkin istatistiksel bilgileri henüz yayınlamadı (bu konuda bizim sorularımıza da cevap vermedi) ama oyunlarının başarısının devam edeceğinden emin görünüyor. Şirketin genç ve enerjik CEO'su Mark Pincus daha geçen ay "Oyunlarımız insanlar, çiftçilik, balıkçılık ve restoran işletmeciliği dünyalarına dalıp gittikçe, onları birbirine bağlamaya ve mutlu etmeye devam edecek" diyordu.
Kaba bir hesap yapınca, dünya nüfusunun yüzde birinin Farmville oynadığı (en azından bir defa denediği) sonucuna varıyoruz. Ama Facebook'a ilk tohumları Haziran ayında atılan Farmville'e yönelik merak o kadar yoğun ki, siz oynamasanız bile bu oyunu coşkuyla anlatan birini mutlaka tanıyorsunuzdur. Kendi adıma, oyuna hiç bulaşmamış yüzde 99'luk ezici sessiz çoğunluktan, gürültücü yüzde 1'e ancak birkaç gün önce geçtim. Çileklerini tarlada unutup çürüten ya da tam aksine, gece gündüz demeden, sabırla her dört saatte bir toplayan arkadaşlarım sayesinde neredeyse her ayrıntıyı ziyadesiyle biliyordum. Ama şimdi, üzerinde çilek, buğday ve soya fasulyesi yetiştirdiğim dört dönümlük bir arazim ve komut verildiği anda işe koyulmak için tarlaların ortasında tetikte bekleyen, temiz giyimli mahcup yüzlü bir adamcığım (ki beni temsil ediyor) var. Bu çalışkan çiftçinin (yani benim) yapması gereken birinci iş, tarlasını düzenli aralıklarla ekip biçmek. Sonra ağaç dikip evcil hayvan besleyerek ve birtakım alet edevat edinerek ortaya düzgün ve işleyen bir çiftlik çıkarmak. Her ürünün hasat saatine dikkat etmeli (2 saat ile 4 gün arasında değişiyor), toprağı gübrelemeli, hayvanların bakımına özen göstermeli, çiftliği süs malzemeleriyle güzelleştirmeliyim. Sadece kendi çiftliğimle ilgilenmek de yetmez. Her medeni insan gibi, kendime vakit ayırıp komşu çiftliklerdeki arkadaşlarımın tarlalarındaki zararlı otları yolmalı, kümeslerine dadanan tilkileri kovalamalı ve onlara gönülçelen hediyeler göndermeliyim (ki onlar da bana göndersin, değil mi?). Bütün bu faaliyet elbette bir hiç uğruna değil. Ekip biçtikçe ve arkadaşlara yardım ettikçe öncelikle oyundaki seviyemi arttırıp tarlamı genişlettiğimi tahmin etmişsinizdir. Ayrıca yalnızca Farmville evreninde geçerli olan çil çil altınlar kazanıp gelirimi arttırıyorum. (Bu arada oyunda parasal karşılığı olmayan tek değerin kendi emeğim olduğunu da fark ettim.) Kazandığım parayla çiftliğimi daha da güzel hale getiren malzemeleri satın alıyorum. Böyle sürüp gidiyor işte... Gidiyor gitmesine de neden? Hadi benim dört dönümlük fakirhaneyi bir kenara bırakalım, dünyanın yüzde biri neden kendini birdenbire Fakir Baykurt (daha küresel bir örnek için John Steinbeck'i de ekleyelim) romanı içinde buldu?
Türkiye'de hemen her beyaz yakalının, biraz da mürekkep yalamışsa, hayatında en azından bir defa gönlünden geçirdiği üç hayali bulunur. Bir kıyı kasabasına yerleşip ekip biçmek, mümkünse bir pansiyon işletmek ve uyarına gelirse bir de yol filmi çekmek. Eh, Farmville, Fishville ya da Cafe World gibi oyun isimleri size ilk iki hayal açısından bir fikir veriyor olmalı. ODTÜ Felsefe Bölümü'nden Prof. Ahmet İnam, bu oyunların gerçeklikten bir kaçış sağladığını düşünüyor. "Homo Ludens, oyun oynayan insan, bir yaşam sorumluluğuyla yaşayabilseydi, yaşamını oyuna dönüştürebilecek estetik ve etik gücü olsaydı, sanal oyunlara gerek duymayacaktı." Tabii, Farmville'in ve sektördeki diğer oyunların başarısını, şehir yaşamından bunalan ofis çalışanlarının "doğaya kaçmak" veya "toprağa basmak" özlemiyle sınırlamak haksızlık olur. Dünyanın her yanından 70 milyonluk bir kitleyi biraraya getiren Farmville'in başarısının ardında daha derli toplu nedenler var. 100 yıl öncesinden gelen bir örnekle, 20. yüzyılın başındaki çalışmalarıyla sosyal bilimlerin yönünü değiştiren Fransız sosyolog ve antropolog Marcel Mauss'un "armağan kültürü" çalışmasıyla başlayalım. Tasarımcıları, Farmville'de Mauss'un söylediklerine harfiyen uyan bir sistem işletiyor.
Oyunun daha girişte sizi karşılayan ilk ve en önemli özelliği armağan vermek. Farmville sizi arkadaşlarınıza armağan vermeye teşvik ediyor. Bunların size ekonomik bir maliyeti yok ama arkadaşınız için oyun açısından epey iş görebiliyor. Gönlünüzden ne koparsa veriyorsunuz, karşılığında da (elbette bir zorunluluk değil, ama iyi niyetinizin karşılığı diyelim), bir hediye de siz alıyorsunuz. Yani ne kadar arkadaşınız varsa, her gün o kadar armağan alır verirsiniz, ne kadar komşunuz varsa çiftliğiniz de o kadar büyük olur. Pek iyi bir davranış gibi görülmese de, armağanlarınızı satıp Farmville nakdine de çevirebilirsiniz.
Polinezya yerlilerini de gözleyerek oluşturduğu "armağan" kavramında, Mauss, armağanların asla bedava olmadığını, aksine iktidarın tam da bu armağanlar üzerine kurulduğunu anlatıyordu. Fransız antropologa göre armağan ekonomileri, üç yükümlülük üzerinde yükseliyordu. Verme, kabul etme ve mukabele etme yükümlülükleri... Mauss, veren kişiyle verdiği nesnenin birbirinden ayrı sayılmadığını da söylüyordu; mukabele etmek biraz da bu ilişki yüzünden bir zorunluluktu. Şimdi sevimli oyunumuza geri dönelim. Mali yükümlülük veya bilgisayar ekranına iki defa fazla tıklama dışında ekstra zahmet getirmeyen armağanlar oyundaki herkesi birbirine bağlıyor ve oyunun devamlılığını sağlıyor. Bu, oyunu kuranın başarısı, size düşense başarıyla sosyalleşmek. Farmville'de tek başına olmadığınızı hissediyorsunuz. Hem gözlüyor, hem gözetleniyorsunuz, hem oynuyor hem de bir oyuna davet ediliyorsunuz. Yeterince davetkâr görünüyor.
Başkent Üniversitesi İletişim Fakültesi'nden Prof. Dr. Mutlu Binark, Farmville'in, "oyunun içinde gidişata etki eden stratejik kararlar" alma ve bunları hemen tatbik edip sonuçlarını görme imkânı vermesinin de, insanlara haz verdiğini söylüyor. Oyun bu kararlarla ilerliyor. Ama "dijital oyun kültürü" üzerine eserler de kaleme alan Binark'ın dikkat çektiği bir başka mesele daha var: "Oyun disipline edici, ciddi bir yapıya sahip. Tasarlayanların kendisi de buna dikkat çekiyor zaten. Herkes oyunu kurallar bütününden uzaklaşmak için oynuyor gibi görünse de, aslında tam tersi, oyunun kendisi, kurallara dönmek konusunda oyuncuyu zorluyor. Böylece hem oyun içinde disipline oluyorlar hem de oyun içi ekonomisine katkıda bulunuyorlar." Binark, Alman sosyolog Max Weber'in protestan etiği kavramına referans vererek, gündelik yaşama uyarlanan kapitalist ekonomik modelde, günün çalışma ve kurallarla geçen dilimiyle dinlenilen zamanın birbirinden ayrıldığını hatırlatıyor. "Kalan zamanda insanlar dinlenir. Farmville bu dinlenmeyi organize eden araçlardan biri. Ama insanlar orada yine çalışıyor. Dinlendiklerini düşünerek çalışıyorlar."
Zynga, Farmville'de ekilen sanal tarla adedinin, ABD içindeki tarlaların yirmi katı olduğunu açıkladı. Ayrıca, bu araziyi sürmek için her gün 500 bin sanal traktör satılıyor. Beyaz yakalı çalışanların yoğun işgücü desteğiyle, makas tüm dünyada sanal tarlalar lehine açılıyor. Herkes yaptığı esas işten bıkmış olabilir mi? İsviçreli yazar Alain de Botton, Türkiye'de Sel Yayıncılık tarafından yayımlanan "Çalışmanın Mutluluğu ve Sıkıntısı" isimli zihin açıcı eserinde, anlamlı bir işin ne olduğunu sorguluyordu. "Yaptığımız işin anlamlı olmasını dilerken, istediğimiz şey, başkalarının mutluluğunu arttırma şansından dünyanın bilgi, verim, sağlık, bilgelik ya da güzellik hazinesine, ne denli sınırlı olursa olsun bir katkıda bulunmayı başardığımızı hissetmekten başka bir şey değildir." Yazar, bu arayışın, zenginlik ve statü kazanma yönündeki dürtülerin yanı sıra, yapımızın doğuştan gelen ve kolay kolay yitip gitmeyen bir parçası olduğunu da söylüyordu.
Kolayca kaybolmuyor ama, yapılan işte anlam arayan bu parçamızı tatmin etmek zor. Marcel Mauss'un amcası Fransız sosyolog Emile Durkheim, işlevsel bir toplum yapısı için güçlü iş bölümünü işaret etmişti. Durkheim'dan sonra toplumsal iş bölümü üzerine epey düşünüldü ve bu kavramın içi daha da dolduruldu. Bugün hâkim olan iş plânında, çalışanlar genel olarak işlerinin sadece kendileriyle ilgili bölümünü takip ediyor, üretim sürecinin tümüne hâkim değiller. De Botton bir çalışanın ancak, yaptığı işle bunun başkası üzerindeki etkisi arasında düşünsel bir bağlantı kurabildiği zaman işini anlamlı bulabildiğini iddia ediyor. "Çocuk kitaplarındaki yetişkin tiplerin hiçbir zaman Bölgesel Satış Yöneticisi ya da Bina Hizmetleri Mühendisi olmaması, ya da olsa bile bunun çok ender olması gayet önemli bir şeydir elbette. Onlar dükkâncı, inşaatçı, aşçı ya da çiftçidir, yani emekleriyle, insan yaşamının iyileşmesi arasında net bir bağlantı kurulabilecek kişilerdir."
Alain de Botton'un sözünü ettiği o net bağlantıyı Zynga, Playfish ve Playdom gibi şirketler kurdu bile. İnsanları, onların da sevecekleri şekilde, Facebook gibi sanal ağlar üzerinden aşçı, çiftçi vs. şeklinde istihdam etmeyi başardılar. Üstelik bu iş epey kârlı. Zynga'nın gelirinin yüzde 90'ı, oyuncuların (bugün için yüzde 1'inin) daha çabuk ilerlemek için, gerçek kredi kartlarıyla sanal paralar satın almasından kaynaklanıyor. Bu yılki kazancının 100 milyon doları aştığı tahmin edilen ve 438 kişiyi çalıştıran Zynga sadece iki sene evvel bir avuç insan tarafından kurulmuştu. San Fransisco merkezli şirket, Farmville gibi uygulamaların geleceğin piyasasını oluşturacağını öngörüyor ve hazırlıklarını ona göre yapıyor. 2012'de bu piyasanın varacağı hacim için verilen tahmini rakam 4 milyar dolar. (Bugünkü rakam henüz 1 milyar dolar civarında.) Marc Pincus, "Sanal metaların bugünkü popülaritesi, web'in geleceğini şekillendirecek yeni bir ekonominin eşiğinde olduğumuzu gösteriyor" şeklinde coşkulu bir açıklamada bulundu bile. Bu tür laflar oyun sektöründeki birçok aktörün iştahını kabartıyor. Tasarlanması yıllar süren ve geri dönüşü de yine yıllara yayılan büyük konsol ve bilgisayar oyunlarının arkasındaki beyinler birer ikişer internetteki iki boyutlu ve basit grafikli oyunlar piyasasına transfer edilmeye başladı. Farmville'i ve Zynga'nın diğer oyunlarını tasarlayan ekibin liderleri de bu beyin göçü sırasında piyasaya girenlerden. Başkent Üniversitesi'nden Binark, bu tasarımcıların yaptıkları işin sosyal boyutlarını inceden inceye düşünen insanlar olduğunu söylüyor. "Ne tasarladıklarını, kimi hedeflediklerini ölçüp biçmeyi biliyorlar. Mitolojiden de sosyal psikiyatriden de faydalanıyorlar. " Bu tasarımcıların artık ciddi bir üstünlükleri daha var. Facebook gibi ağların sağladığı avantaj sayesinde, yaptıkları işlerin sonuçlarını birkaç gün içinde alıyorlar. Bu da yeni oyunları daha isabetli bir şekilde kurgulayabilmelerini sağlayacak. Milyonlarca insan daha sisteme girecek, pazar büyüyecek.
Henüz 70 milyonluk Farmville'in sıradan bir neferi olarak az önce, Facebook'a girip, kendi sanal çiftçime bir daha baktım. Her zaman olduğu gibi hazır ve istekli bir şekilde bekliyordu. Beklentilerimi karşılayacağı konusundaki o kendinden emin hali nedense içimi sıktı. Onun o ideal dünyasında, toprağı eşelerken yaşadığı sersemce hazzı, kendi çalışmasından hiç alamamış biri olarak sistemden çıktım. Ama bütün bu yazıyı yazarken iki defa çilek toplamış, arkadaşlarımın tarlalarını gübrelemiş ve onlara birkaç tane sırıtkan hediye göndermiştim bile. Yine aynı süre içinde Çiftçi-Sen Genel Başkanı Abdullah Aysu'nun verdiği rakamlara göre, yüzlerce gerçek çiftçi toprağını bırakıp şehre göç etti. (Türkiye'de her sene 600 bin kişi köyden kente göç ediyor; bu her 50 saniyede bir çiftçinin toprağını işlemeyi bırakması anlamına geliyor, aynı rakam Avrupa için 2 dakikada 1.) Aysu, Türkiye toplumunun yaklaşık beşte birini oluşturan çiftçilerin (bunların da yüzde 90'ı küçük çiftçi) ağırlaşan şartlar altında giderek mutsuzlaştığını söylüyor. "Farmville'dekiler belki geçmişteki insan ilişkileri ve gıda güvencesine öykünüyor ve bu yüzden oyun onlara cazip geliyor ama çiftçilik zor bir meslektir. Meşakkati boldur. Çiftçiler bugün uygulanan politikalar ve doğaya bağımlılık nedeniyle kaygı eker, keder biçer."
Eh, ben şimdilik sadece buğday biçiyorum; sapını da balya balya çevreme yığıyorum. O balyaları üst üste görmek bana gerçek hayatta da sanal alemde de nedense ciddi bir haz veriyor. Ankara Numune Eğitim ve Araştırma Hastanesi Psikiyatri Kliniği Şefi Doç Dr. Erol Göka, bu oyunları oynadığımız esnada zihnimizin imgesel, fantezik işleyişinin sağladığı yüksek haz nedeniyle sevdiğimizi söylüyor. Ona göre günümüzde imgesel olan, hakikatten daha çok mutluluk sağlıyor; bir nevi masturbatif fanteziler gerçek ilişki zevkinin önüne geçiyor, o yüzden de sanal dünyadaki zevke aşina olanlar kendisini imgesel olana, çocukluğuna götüren bu dünyadan çıkmak istemiyor. "Sanal dünya, hakiki dünyanın sıkıntılarından da kuru yavanlığından da kurtarmasa bile bir süreliğine firar ettiriyor. Sonuçta her firar, tutukluluktan daha güzel ve vaat doludur."
Yeniden kaçış konusuna geldik işte. Aklı firarda olan her Türkiye vatandaşı gibi sahil kasabası ve pansiyon hayalleriniz varsa Farmville, Fishville ve Cafe World'un sizi şimdilik keseceğini söylemiştik. İlla yol filmi de çekeceğim diyorsanız, Youtube ne güne duruyor?
sayı: 60



















