Dönüşün perde arkası
- İlişkili Haberler
- Konuşmalı mı konuşmamalı mı?
- Tahran masada mı?
- Şiddet açılımı
- PKK nereye?
- Artık bir aile meselesi
- BDP'yi de aşan şey
- Ya örgüt bölünürse?
- Açılım neden devam etmeli?
- Kandil sayfiye yeri olabilir mi?
- Propagandayı aşınca
- Açılım'a kaçış
- Günlerin sonu
- Bir çocuğun seçimi
- PKK'dan korucu açılımı
- Açıldıkça özgürleşiyor
- Yanlış anlaşılmasın
- Bomba kimin elinde patladı?
- Bir yol haritası
- Öcalan ne dese beğenirsiniz?
- Bu ağaç çiçek açar mı?
- "Ümmetçi" liderin dönüşü mü?
- En zorlusu
- "Elimdeki tek silah anayasa olacak"
- "Eve dönüş" korkusu
- "Hatalarımız oldu"
- Çözüm için enerji
- Sessizliğe dikkat
- PKK'ya sessiz tasfiye
- Terörle mücadelede PKK'ya karşı dersler
- "Boğucu, yıkıcı, öldürücü bir ortamda büyüdüm"
- Aynadaki düşman
- Amerikan faktörü
O, Diyarbakır'da bir sivil toplum kuruluşunda çalışıyor. Bölgede olup bitenin arka planındaki herkesi iyi tanıyor, herkes de onu. Anlattıkları, Güneydoğu'da yıllarca hüküm süren siyasi atmosfere fazlasıyla yakışacak kadar çetrefilli. "Amcamın oğlu, PKK'nın Bingöl istihbarat sorumlusuydu. PKK, devletin politikalarını protesto etmek gerekçesiyle, kendisini yakmasını emretti ona. O da yaktı" diyor Selahattin Özer. Ardından da, Hizbullahçı olan bir başka akrabasının, amcaoğlunun intikamını almak için "kendini yak" talimatı veren PKK mensuplarının izini yıllarca sürdüğünü anlatıyor. Haliyle, Güneydoğu'da silahların susma aşamasına gelmesine en çok sevinenlerden biri Özer. "Ki biz Kürt meselesinden dolayı belki de en az acı çekmiş ailelerdeniz" diyor.
Demokratik açılım süreci kapsamında geçen hafta Kandil Dağı'ndan ve Mahmur Mülteci Kampı'ndan 34 kişilik bir grup Türkiye'ye gelip teslim oldu. Demokratik Toplum Partililer'in (DTP) ve PKK sempatizanlarının grubu "kahraman" gibi karşılaması ise kriz yarattı. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan "Başa döneriz" uyarısı, Genelkurmay Başkanlığı ise "Kabul edilemez" açıklaması yaptı. Pek çok Kürt kökenli vatandaş ise teslim olma görüntüleri üzerinden televizyon ve gazetelerde son günlerde -kinayeli biçimde- dile getirilen, "PKK'nın mı, yoksa devletin mi kazandığı" sorusuyla ilgili görünmüyor. Çünkü hemen hepsi, 34 kişinin teslim olmasının -sadece hükümetin de değil- tüm kurumlarıyla devletin yürüttüğü bir planın parçası olduğuna inanıyor.
34 kişilik grup daha Habur Sınır Kapısı'na ulaşmadan, özel yetkili beş savcı ve bir hakim çoktan oradaydı. Sınır kapısı adeta bir adliye binasına dönüştürüldü. Jandarma bölgesi olmasına rağmen güvenliği, Silopi Emniyet Müdürlüğü sağladı. İçişleri Bakanı Müsteşarı Osman Güneş, Şırnak Valisi Ali Yerlikaya, ilçe kaymakamları ve çok sayıda bürokrat da olay mahallinde hazırdı. PKK'lıların sorgusu iki gün, iki gece sürdü. Hem savcıların hem de hakimlerin, ifadeleri alırken gruba karşı çok özenli bir dil kullanmaya gayret ettiklerini savunuyor Diyarbakır Baro Başkanı Emin Aktar. "Belli ki devlet bu adımı önceden biliyordu. Teslim olacakların Genel Bilgi Tarama (GBT) raporları bile daha gelmeden dosyalarına konmuştu. Tutuklanmamaları için, şablon bir ifade tutanağı hazırlanmış gibiydi sanki. Hepsine klasik ve onları zora sokmayacak benzer sorular soruldu."
İnsan Hakları Derneği Diyarbakır Şubesi Başkanı Muharrem Erbey ise, sorgu tutanaklarının basına sızmaması için savcı, hâkim ve PKK'lıların savunmasını yapan 45 avukatın aralarında ortak bir karar aldığını siddia ediyor. Teslim olanlardan beşi, Öcalan için "önderimiz" ve "sayın" demekte ısrar edince tutuklanma talebiyle mahkemeye sevk edilmişti. DTP Muş Milletvekili Nuri Yaman da, bu krizin aşılması için DTP lideri Ahmet Türk, İçişleri Bakanı Beşir Atalay ve Başbakanlık Müsteşarı Efkan Ala arasında sürekli bir telefon trafiği yaşandığı bilgisini veriyor. Kriz, "önderimiz" ve "sayın" kelimelerinden PKK'lıların vazgeçmesiyle aşıldı.
34 kişilik grubun tamamı şimdilik serbest. Ancak soruşturmalar sürüyor. Haklarında dava açılıp açılmayacağı, soruşturmalar tamamlandığında netleşecek. Bugün geçiştirilen kriz, dava açılması halinde daha büyük şekilde patlak verebilir. Çünkü hiçbirinin savcılıktaki ifadesinde "pişmanım" ifadesi geçmiyor. Oysa hemen hepsi Türk Ceza Kanunu'nun (TCK) etkin pişmanlığı düzenleyen 221'inci maddesine göre yargılanacak. "Bize verilen tutanakta, 221. maddenin uygulanabilme ihtimaline binaen serbest kaldıkları, yazıyor. Mahkemeye çıkar da hakim 'Pişman mısınız' diye sorduğunda 'Hayır' derlerse, büyük ihtimalle ceza yiyecekler" diyor Erbey. Bu ihtimalin aşılması için ya bir yasal düzenleme gerekiyor ya da PKK'lıların 'pişmanız' demesi.
Gelişmeler bölge insanının zaten karışık olan aklını biraz daha karıştırmış durumda. "Bağımsız Kürdistan" görüşünde halen ısrar eden de var, o noktadan "otonomi"ye, hatta "demokratik üniter devlet"e gerileyen de. Gelişecek tabloyu biraz da, DTP'nin yeni rolü belirleyecek. 22 Temmuz 2007'deki genel seçimlerde Adıyaman'dan bağımsız milletvekili adayı olan Doç. Ahmet İnan, "DTP, acilen tüm Türkiye'nin sorunlarına politika üreten ve bütün eğilimleri kucaklayan bir partiye dönüşmeli" diyor.
DTP ise, Kandil ve Mahmur'dan gelen gruba düzenlediği coşkulu karşılamada işi şova dönüştürdüğü gerekçesiyle eleştirilerin hedefinde. Partinin, bu sürecin ağırlığını taşıyıp taşımayacağı ciddi bir soru işareti. Ancak partililere göre, eleştiriler abartılı. DTP Diyarbakır İl Başkanı Fırat Anlı, "Türkiye'nin batısı o gün burada yaşananlara anlam veremiyor olabilir, çünkü bölge insanının 25 yıldır ne yaşadığını bilmiyorlar. O coşku, zafer coşkusu ya da gövde gösterisi değil, huzura duyulan özlemdi" diyor. Eski bir PKK'lı olan Eyüp Karageçili'ye göre ise, gelişmeler "zafer mi, mağlubiyet mi" çizgisine taşınırsa bundan en çok PKK ve Kürtler zararlı çıkacak. "Eskiden bağımsız bir Kürt devletini hedefleyen PKK bugün taleplerini sıradanlaştırdı. Eve dönüş sürecinde mensuplarına 'suça bulaşmış-bulaşmamış' ayrımının yapılmasını bile kabullendi. Büyük tavizi veren devlet değil, örgüt" diyor Karageçili.
Bölgede silahlar sustuğunda, Kürt hareketinin siyaseten çeşitleneceği bir süreç başlayabilir. Şiddet ortamında arka planda kalmayı seçen renkler kendini yeniden hissettirebilir. Nitekim başkanlığını sürgündeki Kemal Burkay'ın yürüttüğü Sosyalist Kürdistan Partisi'nin yayın organı Dema Nû gazetesi yayın yönetmeni Arif Sevinç, silahlı dönemin kesin olarak bittiğini, yeni siyasi yapıların kendini göstermeye başladığını savunuyor: "Solcu, liberal ya da muhafazakâr Kürtler de siyasi arenaya çıkmaya hazırlanıyor."
Eski bir Devrimci Demokrat Kültür Derneği (DDKD) üyesi olan Abdurrahman Aslan, "Hem Türkiye hem de Kürtler açısından bir ilk yaşanıyor" diyor. "1908 yılından bu yana çıkan 28 Kürt isyanını şiddet kullanarak bastıran devlet, 29'uncuyu demokrasi ile bastıracak." Kesin cümleler için henüz çok erken.
sayı: 53



















