2009 İlerleme Raporu
Avrupa Birliği (AB) Komisyonu, 14 Ekim Çarşamba günü, 2009 Türkiye İlerleme Raporu'nu açıklıyor. Türkiye'nin son bir yıl içinde özellikle siyasi ölçütlerle ilgili konularda kaydettiği veya kaydedemediği gelişmeleri sıralayan İlerleme Raporu'nda, bir önceki yıla oranla daha olumlu ifadelerin yer alması bekleniyor. Geçen hafta Genişlemeden Sorumlu Komiser Olli Rhen'le Brüksel'de biraraya gelen Devlet Bakanı ve Başmüzakereci Egemen Bağış, her ne kadar bu yıl önemli reformların hayata geçirilmiş olduğunu dile getirse de siyasi ölçütler bağlamında tek somut gelişmenin TRT 6'nın Kürtçe yayın hayatına başlaması olduğunu kabul etmek gerekir.
Bağış'ın önemli bir reform olarak zikrettiği yeni (2009 Ocak tarihli) Ulusal Program ise, yapılması öngörülen reformlara, takvime bağlamadan, çok muğlâk ifadelerle yer veriyor. Söz gelimi programın, gerek Anayasa'da, gerek yasalarda ciddi değişikliklerin yapılmasını gerektiren, ifade ve örgütlenme özgürlüğüyle ilgili bölümünde "Siyasi partiler mevzuatının AİHS (Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi) ile uyumlaştırılması hususunda çalışmalar sürdürülecektir" ifadesi bulunuyor. Türkiye'nin mevzuatını, 1954 yılından bu yana taraf olduğu bir sözleşmeye daha uyarlayamamış olduğu anlamına gelen bu ifadenin oraya neden yazılmış olduğunu anlamak mümkün değil. Birkaç cümle sonra, bu kez "İfade ve basın özgürlüğüyle AİHS çerçevesinde, şiddet içermeyen eleştiri mahiyetindeki ifadelerin cezalandırılmamasına yönelik tedbirler alınacaktır. Gerekli olan yasal değişiklik de yapılacaktır" deniyor. Bu son cümlede her ne kadar somut bir taahhüt yer alsa da, DTP milletvekillerinin ifade krizinde de görüldüğü gibi, konunun anayasa değişikliği gerektiren veçhesi de var.
Kuşku yok ki 2009 İlerleme Raporu'nda hükümetin başlatacağını açıkladığı demokratik açılım süreci, bütün yıl içinde kaydedilen olumlu gelişmelerin başında yer alacak. Komisyon çevrelerinden sızan bilgiler, bu yılki İlerleme Raporu'nda demokratik açılım sürecine özellikle destek verileceği yönünde. Raporda desteklenecek bir başka olumlu gelişme, hükümetin yargı reformu girişimi olacak. Avrupa Konseyi'ndeki (AK) temaslarından sonra Brüksel'e geçen Adalet Bakanı Sadullah Ergin'in, Başmüzakereci Bağış'la birlikte AB'nin adalet, özgürlük ve güvenlikten sorumlu Başkan Yardımcısı Jacques Barrot ile biraraya geldiği ve görüşmede bu konunun ele alındığı biliniyor. Ergin basına yaptığı açıklamada, Komisyona iletildiğini belirttiği yargı reformu stratejisinde ifade edilen hedeflere ulaşabilmek için atılması gereken adımların ve çıkarılması gereken yasaların ve anayasa değişikliklerinin kısa, orta ve uzun vadede gerçekleştirilmesi gereğine işaret ediyor.
Görüldüğü gibi, Kopenhag siyasi ölçütlerinin karşılanması açısından değerlendirildiğinde, bu yılki gelişmelerin geriye değil, daha çok ileriye dönük olduğu anlaşılıyor. Aslında Türkiye, adaylık statüsünün resmiyet kazandığı 1999 Helsinki Zirvesi'nden bu yana, gerek üçlü koalisyon, gerek AK Parti hükümetleri dönemlerinde bu ölçütlerin karşılanması yönünde belirli bir noktanın ötesine geçemiyordu. Nitekim yıllık ilerleme raporları, asker-sivil ilişkileri, ifade ve örgütlenme özgürlüğü, Kürt sorunu ve yargı reformu gibi aynı konularda hep aynı eksiklikleri yineleyip duruyordu. Komisyon yetkilileriyle her yıl yapılan pazarlık sonucunda Türkiye'nin özünde "kırık" olan karnesi, bir ölçüde yumuşatılıyor, kamuoyuna bir yandan AB katılım sürecinin öngörüldüğü gibi "sürdürüldüğü" izlenimi verilirken, diğer yandan da sorunun AB tarafından kaynaklandığını vurgulayacak "bölünme senaryoları" pompalanıyordu. Demokrasiyi "bölücülük için argüman" olarak değerlendiren marjinal görüşün kamuoyunda hâlâ yaygın olması da bundan kaynaklanıyor.
Bu, Helsinki Zirvesi'nden bu yana izlenen bir devlet politikasıysa -hükümetler değiştiği halde bugüne kadar değişmemesinden öyle anlaşılıyor- son dönemde ortada, ya politika, ya da taktik değişikliğine yol açan olumlu bir gelişme var demektir. Hükümetin Kürt sorununu çözme iradesini de ortaya koyarak başlattığı demokratik açılım süreci, yapılan beyanlar esas alınacak olursa, Helsinki'den bugüne kadar tıkanan noktalarda güçlüklerin aşılarak tam bir demokratikleşmenin gerçekleştirilebileceğini müjdeliyor. Bu politika değişikliğinde kimlerin rolünün bulunduğundan, demokratikleşmenin kimler tarafından gerçekleştirileceğinden çok, AK üyeliğimizden bu yana geçen yarım asrı aşkın süre boyunca hedeflediğimiz demokratik hukuk devleti olma mertebesine varmak önem taşır.




















