Kapsayıcı anayasal vatandaşlık
CHP milletvekili emekli büyükelçi Şükrü Elekdağ'ın, bundan 9 yıl önce, 10 Temmuz 2000 tarihli Milliyet gazetesinde "Dünya'ya Bakış" köşesinde yer alan yazısı "Kapsayıcı Anayasal Vatandaşlık" başlığını taşıyordu. Sayın Elekdağ yazısında, "Dışişleri Bakanlığı tarafından BİHÜK'e (Başbakanlık İnsan Hakları Üst Kurulu) önerilen kapsayıcı anayasal vatandaşlık kavramını" açıklıyor, Bakanlığı bu kavramı tartışmaya açtığı için kutluyordu.
Resmi nitelik taşımadığı, toplantıya katılan Bakanlık temsilcisince kaleme alınmış bir "non-paper"dan ibaret bulunduğu anlaşılan söz konusu belgenin, Profesör Genevia¨ve Koubi'nin Fransa'nın azınlıklara yaklaşımını ele alan 1996 tarihli çalışmasına (Droit et Minorites dans la Republique Française") dayandığı anlaşılıyor. Koubi bu çalışmasında özetle, Fransız Anayasası'nın 1. maddesinde yer alan "herkesin kanunlar önünde ayrım yapılmadan eşitliği" ilkesinin, aslında Fransız vatandaşlarının farklılıklarını içerdiğine dikkat çekiyor. Koubi, Fransa Anayasa Konseyi'nin (Conseil Cons-titutionnel) Fransız vatandaşlarının farklılıklarının yasaklanmasının Anayasa'da yer alan bu ilkeye aykırı olduğuna dair içtihadına atıfta bulunuyor ve bu içtihadın aslında Fransız hukukunda yazılı olmayan bir "farklılık hakkı" (Droit a la difference) doğurduğuna dikkat çekiyor.
Fransa modelinden esinlenen merkeziyetçi bir üniter devlet olarak örgütlenmiş bulunan Türkiye'nin, Kürt sorununun çözümü bağlamında "eşitlik" ilkesini bu şekilde yorumlaması gerektiğine işaret eden söz konusu belgenin, "anayasal vatandaşlık" kavramı yeterli olduğu halde "kapsayıcı" sıfatına da yer verdiği anlaşılıyor. Aslında AB'nin temel belgelerinden biri olan Temel Haklar Şartı'nın "Ayrım gözetmeme" (non-discrimination) başlığını taşıyan 21. maddesi; ırk, din, dil, cinsiyet gibi unsurların yanı sıra "bir ulusal azınlığa mensup olmayı" da farklılık gözetilmeyecek unsurlar arasında sayıyor. Herkesin ayrım olmadan kanun önünde eşitliğiyle ilgili anayasa maddesinin, Temel Haklar Şartı'nın ilgili maddesinde olduğu gibi kaleme alınması halinde, "farklı olma hakkının" ayrıca yorumlanmasına da gerek kalmıyor.
Elekdağ, yazısına belgeden şu alıntıyla devam ediyor: "Bu kavram benimsendiği takdirde, Türkiye'de düşünce, anlatım ve örgütlenme özgürlüğü önündeki tüm kısıtlamaların, ülkemizdeki farklılık oluşturan unsurların özgürlüklerini de içerecek şekilde kaldırılması gerekecektir. Böylece, Lozan Antlaşması'nın 39. madde ve 4. fıkrasında ifadesini bulan herkesin dilediği dilde yayın dâhil anlatım hakkı sağlanacak, 40. maddesi ile Müslüman olmayan azınlıklara tanınmış olan kendi dilinde öğretim ve eğitim hakları herkesi kapsayacak şekilde genişletilebilecektir." Farklı olma hakkının "Fransa gibi üniter milli devletin en merkeziyetçi modelinin uygulayıcısı olan" bir devlet tarafından geliştirildiğine dikkat çeken Elekdağ şu hususların da altını çiziyor: "Farklılık hukukundan doğan yukarıda sözünü ettiğimiz haklar, bireysel nitelikli olup süjesi grup olan otodeterminasyon gibi ayrılıkçılığa yol açabilecek kolektif haklara set çekmektedir. Farklılık hukuku, sosyal gerginlikleri azaltırken ülke (...) bütünlüğünü de güvence altına almaktadır."
Burada öncelikle altı çizilmesi gereken nokta, söz konusu hakların bireysel nitelikli olmasıdır. Özünde azınlık hakları konseptine dayanan ancak Fransa gibi topraklarında hiçbir azınlığı tanımayan bir ülkede geliştirilen bu hakları, azınlıklarda olduğu gibi, "farklılığı olan bir gruba mensup kişilerin hakları" olarak okumak gerekir. PKK'nın eski liderinin, federasyon istemediğinden bahsederken çelişkili biçimde konfederal bir sistemi ve kendi kaderini belirleme hakkını gündeme getiren "ulus" kavramını öne çıkardığı dikkate alınacak olursa, dokuz yıl önce "kapsayıcı anayasal vatandaşlık" kavramıyla ifade edilmiş olan yaklaşımı artık benimsemek gerekmiyor mu?
Elekdağ o günkü yazısında, "azınlık haklarının korunmasına ilişkin kapsayıcı anayasal vatandaşlık kavramının, Milli Güvenlik Kurulu (MGK) Genel Sekreterliği'nin girişimiyle metinden çıkarılmış olduğunun bilindiğini" söylüyor. Başında asker bir Genel Sekreter'in bulunduğu dönemin MGK'sı olsun, üçlü koalisyon hükümeti olsun, hatta o günden bu yana iktidarda bulunanlar olsun; demokratik açılıma yeterince önem verdiklerini söylemek mümkün mü? Soruya başka bir soruyla yanıt verelim: O belgeyi ve kaleme alanı bugün anımsayan var mı acaba?
özçer, newsweek türkiye yazarı. Madrid Büyükelçiliği eski Müsteşarı. Avrupa Birliği Genel Müdürlüğü Siyasi Kriterler Dairesi eski Başkanı. Lyon eski Başkonsolosu. "Euskal Herria: İspanya Siyasi Tarihinde Bask Milliyetçiliği" kitabının yazarıdır.



















