Daha sıcak bir Ağustos
Son günlerde kamuoyunda tartışılan konuların başında Kürt sorunu ve çözümü konusunda Ağustos sonuna kadar yapılacağı söylenen açılımlar geliyor. Anlaşıldığı kadarıyla hükümetin sorunun özellikle şiddet ve terör boyutunun çözümüne ilişkin olumlu beklentileri var. Militanların "dağdan indirilmeleri" konusunda önemli adımlar atılacağı üstü kapalı dile getiriliyor ve bu sürece PKK'nın İmralı'da müebbet hapse mahkûm eski liderinin dâhil edilip edilmeyeceği tartışılıyor. Kimileri örgüt üzerinde etkisi bulunduğu gerekçesiyle Abdullah Öcalan'ın çözümün bir parçası olması gerektiğini vurgularken, başta Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu olmak üzere kimileri de TBMM, Bakanlar Kurulu ve MGK gibi anayasal kurumların dışında bir çözüm aranmaması gerektiğinin altını çiziyor.
Birinci görüşü savunanlar özünde haklı olsalar dahi, nihai çözümün devletin kurumlarınca belirlenmesi ve ortaya konması gerekiyor. Bu bağlamda, PKK'nın eski liderinin Ağustos ortalarında çözüm için bir yol haritası açıklayacağına ilişkin söylentiler dikkate alınarak, çözümün ana hatlarının daha önceden kamuoyuna duyurulmasında yarar bulunuyor. Böyle bir açıklamanın "yürüyen bazı süreçlere" etkisi olması söz konusu değil, çünkü bilinmesi gerekenler sadece bazı temel ilkelerden ibaret. Örneğin hükümet, PKK cephesinden herhangi bir açıklama gelmeden, Türkiye'yi orta vadede evrensel demokrasi ilkelerine dayalı yeni bir anayasaya kavuşturacağı hususunda güvence verecek mi?
AK Parti Diyarbakır milletvekili Abdurrahman Kurt, bu konuda yaptığı açıklamalarda, çözüm yolunda en büyük adımın yeni bir anayasa olduğunun altını çiziyor. Öncelikle bir demokrasi ve anayasa sorunu olan Kürt sorununun çözümünde gerçekten anahtar rol oynayacak olan yeni anayasa konusunda, Kurt'un Meclis'i tıkadıkları gerekçesiyle yakındığı muhalefet partileriyle birlikte ve ivedilikle temel bir prensip anlaşmasına varılması şart. Aksi takdirde, bu süreçte tartışılacak hususların birçoğunun demokratik ilkeler değil, PKK'nın "kabulü mümkün olmayan talepleri" olarak değerlendirilmesi olasılığı var. Tıpkı AB sürecinde Türkiye'nin demokrasi gereği yapması gereken reformların "ülkeyi bölmeye yönelik ödünler" olarak nitelendirilmesi gibi...
Kuşku yok ki PKK'nın eski liderinin Kürt sorununun çözümü için çizeceği söylenen yol haritasında anayasa değişikliği gerektiren bazı "talepler" yer alacak. Bunlardan bir bölümü muhtemelen demokratik anayasalarda bulunması gereken, dolayısıyla hiç de "talep" olarak nitelenmemesi gereken hakları içerecek. Diğer bir bölümü ise büyük olasılıkla demokratik siyasi partilerin programlarında yer alabilecek bazı unsurlardan oluşacak. Bazen DTP tarafından da dile getirildiği gibi, Fransa'da mevcut "bölge valilikleri" gibi idarî veya İspanya anayasal sistemindeki gibi "siyasi" nitelikli özerklik taleplerini bunlar arasında saymakta yarar bulunuyor.
Devletin yapısıyla ilgili, gerek idarî, gerek siyasi reformların sorunun çözümü için "koşul" olarak masaya getirilmesi doğru bir yöntem değil. Özellikle şiddet ve terör yapan bir örgütün silah bırakması için bu tür taleplerde bulunması, üslup ne kadar yumuşak olursa olsun, ortada iki tarafın ve bir müzakere ortamının olduğu gibi yanlış bir izlenim yaratır. O bakımdan bu tür çözüm önerilerinin yapılabileceği demokratik bir ortamın yaratılmasını sağlamak, somut taleplerde bulunmaktan çok daha önemli.
Sorunun çözümünde önemli olan diğer husus, kuşku yok ki, kesin silah bırakanları, başka bir deyişle "dağdan inenleri" buna özendirecek, onların topluma yeniden kazandırılmasını sağlayacak önlemlerin alınması. İspanya gibi demokratik ülkelerde, bunun koşulları çok önceden belirlenmiş durumda. 1988 yılında demokratik siyasi partiler arasında imzalanan bir pakta göre, İspanya'da kesin silah bırakacaklara, kan dökmemiş olmaları kaydıyla bazı koşullarda yasal siyaset imkânı tanınıyor.
Temel özgürlükler ve demokratik haklar bakımından eksikleri olan Türkiye'de böyle bir özendirici mevzuat da bulunmuyor. O bakımdan çözüm fırsatından söz edilen bugünkü ortamda, PKK'ya nasıl silah bıraktırılacağı hususu açıklık kazanmış değil. Edinilen izlenim, bu konunun Irak ve Kürt yönetimiyle yürütülen gizli görüşmelerde sonuca bağlanmaya çalışıldığı yönünde. Bu konuda açıklama yapmak için daha erken belki ama Türkiye'de demokratik bir anayasa yapma hususunda siyasi bir irade bulunmadığı anlamına gelecek bu sessizlik süreci ve "bekle gör" politikasının anlaşılabilecek bir tarafı bulunmuyor.
(Özçer, AB siyasi kriterler uzmanı.)




















