Çözüm süreci
1 Haziran 2009 için; Irak Kürdistan Bölgesi'nden çıkan petrolün Kerkük - Yumurtalık üzerinden Ceyhan'a pompalanmasıyla yeni bir süreç başlatmıştır. Türkiye ve Kanadalı şirketlerin ortaklıkla başlattığı ve potansiyeli yüksek işbirliği pek çok açıdan önemli. Sadece ekonomik, ticari sonuçlarıyla değil, küresel - bölgesel ittifaklar, enerji arzı ve güvenliği, bölgesel çatışmalar ve istikrar gibi mevcut ve muhtemel gelişmeler için de öyle. Irak, Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi ve Türkiye arasında somutlaşan bu yeni gelişme, PKK'nın tasfiyesi ve Kürt sorununun demokratik süreçte çözümü şartlarının oluşturulmasında imkânlar çıkarıyor. Kuzey Irak'ın enerji kaynakları ile ekonomisini ve -bütünlüğü içinde- Irak'ı dünyaya açan Türkiye'nin yaratabileceği sinerji, bölgesel barış için yeni umut kapıları açmaya başlamıştır. Böylesi olumlu ve kaçınılmaz bir dinamikte, PKK'nın silahlarını terk ederek demokratik, meşru, hukuki süreçte değişimini, dönüşümünü sağlayıcı adımların oluşumu ve kararlı, sürekli uygulamalara ihtiyaç, çözüm bekleyen en önemli sorundur.
"Kürt Sorunu" olarak da kavramsallaştırılmasına rağmen, mesele Türkiye'nin genel demokratikleşme standartları, kurumsallaşma yetersizlikleriyle bağlantılıdır. 21. yüzyılın evrensel değerlerinin şekillendirdiği; özgürlükler, insan hakları, hukukun üstünlüğü, haklar, adalet, üretim-paylaşım gibi kavramları içselleştiren zihniyet ve yapıların oluşturulabilme imkânları da, ancak demokratik süreçlere işlerlik ve nitelik kazandırılmasıyla mümkün olabilir. Bugün için PKK'nın; şartsız ve süresiz ateşkes kararını açıklaması, mayın ve benzeri hiçbir patlayıcı kullanımıyla bağlantısı olamayacağını bildirmesi, makul bir sürede silahlarını terk etme ve silahlı yapısının tasfiye edilmesi şartlarını hazırlaması, acil ve öncelikli beklentidir. Keza; PKK'nın ideolojik, psikolojik vasatından önemli derecede etkilenen Demokratik Toplum Partisi'nin (DTP), üzerindeki gölgelerini kaldırması da demokratik süreçte önemi haizdir. PKK'nın karar mekanizmalarını etkileyen farklı merkez ve güçlerin değişken rollerine rağmen, Abdullah Öcalan'ın taşıdığı sorumluluk sebebiyle, silahların terki ve ölümlerin durdurulmasında gösterebileceği kararlılık; barış sürecinde yapıcı gelişmelere ve psikolojik hazırlıklara da önemli katkılar getirebilir.
Siyasi iktidarın; en geniş diyalog, empati, koordinasyon ve işbirliği halinde gerçekleştirmesi gereken kapsamlı çözüm projesini bir yol haritasıyla kamuoyuyla paylaşması; şüphesiz PKK'nın ve tüm aktörlerin adımlarını da şekillendirecektir. Soruna Türkiye'nin demokratikleşme meselesi olarak yaklaşıldığında, siyasi iktidarın ve Parlamento'nun muhatabı yalnızca Türkiye halkı olabilir. PKK'nın muhataplığı iddialarının, hukuki ve insani bir yaklaşım olmadığını görebilmeliyiz. DTP'nin muhataplığı durumu dahi gelişmeler içinde "risk"leri davet edicidir. Hukuki, demokratik yöntem, dünya pratiğinde de görüldüğü gibi şöyle mümkün olabilir: Çözüm sürecine katkı verebilen PKK lider kadrolarıyla hukuki olmayan, resmi statüsü bulunmayan, ancak ihtiyaç duyulan açılımları destekleyici özel temasların; olması gereken gizlilik kuralları içinde yapılması. İktidarın, Parlamento çatısı altında ve dışında tüm siyasi, kurumsal ve sivil aktörlerle kuracağı dayanışma ve işbirliğinde DTP'nin öncelikli ve özel bir yeri mevcuttur.
Cumhurbaşkanı'nın çözümle ilgili açılımlarının, Başbakan'ın ve Genelkurmay Başkanı'nın destekleyici açıklamalarının yaratmakta olduğu olumlu şartları, Çukurca eylemi gibi izahı mümkün olmayan, provokatif görüntülü gelişmeler dahi engelleyememektedir. Ahmet Türk'ün "...açık bir dille ifade ediyoruz; bu süreçten sonra her kim ki demokratik bir çözümden yana ise ve her kim ki silahsız bir çözüm arzuluyorsa mutlaka ama mutlaka elini tetikten çekmelidir..." açıklaması; CHP lideri Deniz Baykal'ın barış sürecinin gelişimine göre bir affa ve tedbirlere destek verebileceğine ilişkin çok önemli beyanları, barış umutlarını güçlendirmiştir.
Barış şartlarına endekslenen her türlü tartışmanın çözüme yararlı sonuçlar vereceğini görebilmeliyiz. Bu süreçte, "demokratik-meşru-hukuki" sonuçlara ulaşma mücadelesi verilirken, kullanılan araçların da "demokratik-meşru-hukuki" nitelikleri önem kazanmaktadır. PKK'nın hukuki ve meşru olmayan silahlı yapısı ve silahlı mücadelesi tasfiye edilirken Öcalan'ın ve PKK liderlik kadrolarının verecekleri niteliksel ve şekilsel davranışlar, iktidarın, ilgili aktörlerin ve toplumsal yapıların şekillenmesinde önemle rol oynayacaktır. Şüphesiz; Türkiye'nin genel demokratikleşme hedefleri, hukukun üstünlüğü içinde devletin yeniden yapılandırılması ve bu yol haritasında "Kürt sorunu ve PKK terörünün çözümü" ara başlığıyla ilgili kapsamlı projenin uygulanabilirliğinde, siyasi iktidarın göstereceği liderlik tarihi role sahip. Geçmişi unutmadan, ancak geleceğin "barış" ülkesinin oluşumunda Öcalan'ın göstereceği liderlik de -tarihin değerlendireceği bir gelişme olarak; kişisel, toplumsal, siyasal muhasebesinin yarınlarımıza katkısı yönünden- kayıtlara önemle geçecektir.
Türkiye halkının barış talebi ile ulusal, bölgesel, küresel gelişmeler; bünyelerinde taşıdıkları risklere rağmen barış için uygun çözüm şartlarını geliştirmektedir.
(Öneş, Eski MİT Müsteşar Yardımcısı.)



















