Daha iyi bir üniversite

İki uzman, hazırladıkları raporda yükseköğretimin sorunlarını analiz etti ve çözüm önerdi.
Ken Kaminesky

"Türk cehennemi" isimli fıkra Türkiye'deki yükseköğretime dair tartışmaları özetleyebilir. Fıkra bu ya, cehennemde her ülkenin bir kazanı varmış. Kazandan kafasını çıkaran günahkârları zebaniler kafasına vurarak geri sokuyormuş. Baş zebani bir bakmış diğer kazanlarda herkes çıkmaya çalışıyor ama Türkiye'nin kazanında tık yok. Baş zebani sormuş: Neden Türkiye'nin kazanından kimse çıkmıyor, yoksa orada günahkâr yok mu? Cevap gelmiş: Olmaz mı, ama çıkmaya çalışanı alttakiler geri çekiyor.

Yirmi yıl önce yaklaşık iki milyon, 10 yıl önce 3,6 milyon öğrencisi olan Çin, 2007'de yaklaşık 25 milyon üniversite öğrencisine sahipti ve üç bini aşkın öğretim kurumuyla dünyadaki en büyük yükseköğretim sistemini oluşturuyordu. Çin, her yıl ABD ve Hindistan'daki üniversitelerden mezun olan lisans öğrencisi toplamı kadar öğrenci mezun ediyor. Yıllık doktora mezunu sayısı (yaklaşık 34 bin) itibarıyla ABD'nin (yaklaşık 50 bin) halen gerisinde olsa da bu fark gitgide kapanıyor. Çin üniversiteleri uluslararası ilişkilere önem veriyor. Son 20 yılda 300 bin Çinli yurt dışında okumaya giderken, 210 bin yabancı öğrenci Çin'de okumaya geldi; 1800 Çinli öğretim üyesi yurt dışında öğretim yapıyor, 40 bin kişi Çin'de ders veriyor. Çin, yükselen ekonomisi için gerekli yetişmiş insan gücünü karşılamak için yükseköğretimi başarılı bir şekilde kullanıyor. Cumhuriyet'in 100. yılında (2023) dünyanın en büyük 10 ekonomisi arasına girmeyi hedefleyen Türkiye ise yükseköğretiminde ciddi sorunlarla boğuşuyor (Koç Üniversitesi Rektörü Prof. Attila Aşkar'a göre ekonomide bu hedefin tutturulması için Türkiye'nin şu anda 8 milyon olan üniversite mezunu sayısını 15 milyona çıkarması gerekiyor). Hoş, son 10 yılda atıflı dergilerdeki yayın sayısını Çin'den sonra en çok arttıran ülke Türkiye. Ancak eğitimde kaliteden özerkliğe, üniversite giriş sınavından üniversite - toplum ilişkilerine ve bizzat YÖK'e (Yüksek Öğretim Kurulu) Türkiye'de yükseköğretimin ciddi sorunları var. Siyaset, Ekonomi ve Toplum Araştırmaları Vakfı (SETA) tarafından yayımlanan "Türkiye'de Yükseköğretim: Karşılaştırmalı Bir Analiz" isimli rapor bu konuda kapsamlı bir değerlendirme yapıyor.

YÖK Başkan Danışmanı ve Marmara Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Talip Küçükcan ve YÖK Eğitim Komisyonu Danışmanı ve 100. Yıl Üniversitesi Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Bekir S. Gür, kaleme aldıkları raporda öncelikle yükseköğretim konusunda kavramsal bir çerçeve sunuyorlar. Ardından ABD, Almanya, Fransa, İngiltere, İsveç, Polonya, İsrail, Japonya ve Çin'deki yükseköğretim sistemlerini anlatarak farklı modellerle karşılaştırma imkânı veriyorlar. Türkiye'de yükseköğretimin tarihinin ardından sorunlar ve çözüm önerileri geliyor. Sorunlar ciddi. Bir küçük ipucu: Genel nüfus içinde 25 - 34 yaş arası yükseköğretim mezunu OECD ülkeleri ortalaması yüzde 32'yken Türkiye'de bu oran yüzde 12.

İki uzmana göre Türkiye'de yükseköğretimin temel meselesi merkeziyetçilik. Zira Dünya Bankası'nın 2008 tarihli yükseköğretim raporu da, "Türkiye'deki yükseköğretim sisteminin mevcut haliyle, aşırı merkeziyetçi ve katı olduğunu, toplumun ve ekonominin ihtiyaçlarına cevap vermediğini" söylüyor. 12 Eylül 1980'den sonra 2547 sayılı yasayla kurulan ve geniş yetkilere sahip olan YÖK, bu merkeziyetçi sistemin odağındaki kurum. Uzmanlar, yükseköğretim sistemi büyüdükçe bu merkeziyetçi sistemin toplumun ve ekonominin ihtiyaçlarına cevap veremez hale geldiğini söylüyor. Rapora göre yukarıda sayılı dokuz ülke arasından sadece İsrail'de Türkiye'dekine benzer bir yük-seköğretim kurulu mevcut.

Ancak diğer uçta da başka bir sıkıntı var. Üniversite yönetiminin, özerklik adına hükümet ve toplumun taleplerine tamamen ilgisiz kalması ve sırt çevirmesinin kabul edilemeyeceğini söylüyor rapor. "Türkiye'de sanıldığının aksine, üniversitenin özerklik adına kendi kendini yönetmesi şeklinde bir uygulama yok. Üniversite özerkliğinin yanlış anlaşılması, üniversitenin topluma karşı hesap vermez tavrını güçlendirdi" diyor Gür. Çözüm mü? İki uzmana göre hem YÖK'ün hem de rektörlerin yetkilerini kısmak; yani YÖK'ü daha çok düzenleyici bir kurum haline getirmek, her üniversitenin denetimini de mütevelli heyetlere (yöneticiler kurulu) bırakmak.

Batılı örneklere çıplak gözle bakıldığında Türkiye'deki üniversiteler için ilk anda yapılabilecek tespit, kendilerini toplumdan fiziksel olarak yalıtmış oldukları. Rapor, bu içine kapanmanın sadece fiziksel olmadığını Türkiye'deki üniversitelerin yaşam boyu eğitime önem vermeyerek "topluma hizmet" işlevini de gerçekleştirmediğini belirtiyor. Daha somut söylemek gerekirse, üniversitelerdeki programlar iş dünyasının aradığı beceri ve yetkinliklere yanıt verecek şekilde tasarlanmamış. "Son üç-dört yılda açılan 20 - 30 üniversiteyle artık her ilde bir üniversite var. Ama bu üniversiteler açılırken sektörün ihtiyaç duyduğu kaliteli eleman eksikliği göz önünde bulundurulmamış" diyor Küçükcan. Çözüm, en azından yeni bölümler açarken bölgesel piyasa analizi ve sektör temelli program yapmak. Böylece iş dünyası ve üniversiteler arasında köprü yeniden kurulabilir. Bu köprü sayesinde üniversite yöneticileri devletten daha fazla kaynak talep etmek yerine alternatif kaynaklar bulabilir. Bir somut öneri de, YÖK, üniversiteler ve iş dünyası arasında üst düzey bir "Yükseköğretim-İş Dünyası İşbirliği Forumu" kurulması. Böylece hangi sektörün ne tür insan gücüne ihtiyaç duyduğu üniversitelere iletilebilir, yükseköğretimdeki eğitim programları yeniden yapılandırılabilir.

Dünya nüfusu 1970'lerden bu yana yaklaşık iki kat arttı. Aynı dönemde üniversiteye giden öğrenci sayısı beş kattan fazla arttı. 1970'lerde dünyada 25 milyon üniversiteye giden öğrenci varken şu anda üniversiteye devam eden 130 milyon kişi var. Dolayısıyla üniversite sayısının artması bir ihtiyaç. Rapora göre vakıf üniversiteleri ve özel üniversitelerin kurulmasına izin verilmesi yükseköğretimdeki kapasite sorununu çözmede etkili olabilir. Gür, Türkiye'deki vakıf üniversitelerinin öğrenci payının son 15 yılda yüzde 1'den yüzde 5'e çıktığını söylüyor; vakıf üniversitelerini savunuyor ve bu oranın yüzde 20'lere kadar çıkarılması gerektiğini belirtiyor: "Vakıf üniversitelerinin büyük şehirler dışında da açılmaya başlaması önemli bir gelişmedir ve desteklenmelidir." Rapora göre kâr amaçlı olsun ya da olmasın özel üniversitelerin kurulmasının önündeki anayasal engellerin kaldırılması da hem üniversitelerdeki öğrenci kapasitesini hem de üniversiteler arasındaki rekabeti arttıracak.

Aslında sorunlar ve çözümleri konusunda Türkiye'deki siyasi partiler arasında ciddi bir mutabakat var. Peki ama neden bu haldeyiz? Yükseköğretim sisteminin değiştirilmesini hükümet talep ettiğinde muhalefet, muhalefet talep ettiğinde hükümet karşı çıkmasa, işler ciddi oranda kolaylaşacak.


Üniversite tanıtım günleri

23 - 31 Temmuz 2009 tarihleri arasında İstanbul Taksim Meydanı'nda, Gezi Parkı'nda İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin katkıları ve ev sahipliğiyle "Üniversite Tanıtım Günleri" düzenleniyor. Ülke genelindeki özel ve devlet üniversitelerinin dahil olmasıyla gerçekleştirilen bu organizasyonun katılımcılarından biri de, burada okurlarla buluşacak olan NEWSWEEK Türkiye Yazıişleri. Katılımcı üniversiteler, organizasyonda lisans ve önlisans programlarını tanıtmanın yanında, adaylarla kariyer söyleşileri de gerçekleştiriyor. Bu meyanda gelecekteki meslekleri ve üniversitelerin bu konuda neler yapabileceği masaya yatırılıyor. Öte yandan etkinlik boyunca canlı yayın bağlantıları, seminer, söyleşi ve amatör grupların canlı performansları da sergileniyor. Bazı kanallar eğitim programlarını buradan sunuyor. Yerli ve yabancı basın mensuplarının etkinliği takip edebilmeleri için de gerekli imkânlar mevcut. Basın odalarında bilgisayar, internet ve telefondan yararlanabilirken, öğle yemeği organizasyon tarafından karşılanıyor.

sayı: 40

Yorumlar
Member Comments

 
 
 

Geçen Temmuz'a kadar Rusya Devlet Başkanı'nın insan hakları danışmanlığını yapan Ella Pamfilova'yla röportaj...

 
 

Hosted Villas'taki köşkümde yüzme havuzu, iki teras, çatıda güneşlenme alanı, gül bahçesi ve ayrıca konsiyerj ve şoför bulunuyor. ...

 
The Peek
 
 

Film, coplarla dövülen, göz yaşartıcı gaza maruz kalan silahsız Filistinli protestocuları gösteriyor.

 
 
 
 

Neden artık tam demokrasi içinde yerini almalı? Ve neden askerler kadar siviller de bu konuda dersine çalışmalı?