Manşet Haberi
Manşet Haberi
Galeri

RÖPORTAJ ARŞİVİ

"Hedef çözümse, böyle olmalı"

Bir iktidar partisi milletvekilinden Kürt sorununun çözümü için çarpıcı öneriler...
AHT

Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün Mart ayında "Kürt sorununda iyi şeyler olacak" beyanatıyla başlayan olumlu havada, siyasetten bir isim farklı söylemleriyle öne çıktı: Adalet ve Kalkınma Partisi Diyarbakır milletvekili İhsan Arslan. Güneydoğu'yu iyi bilen siyasetçi bugüne dek bir iktidar partisi mensubundan pek duyulmamış ifadelerle çözüme dair yorumlar yaptı. Arslan, kısa bir süre önce Newsweek Türkiye'den Semin Gümüşel'e konuştu.

- Newsweek Türkiye: Kürt sorununun çözümü konusunda şu an neredeyiz?
Arslan: Öncelikle bu kadar önemli olan bir sorunun çözüm adımları asla sahnede olmaz. Bu, işin tabiatına aykırıdır. Yetkililer kapalı kapılar ardında günlerce tartışır. Hiçbir şekilde bu kararlar ya da ne zaman, ne yapılacağı dışarı sızmaz. Kamuoyunu hazırlamak gerekebilir. Çok hassas bir dönem. Öncelikle kamuoyu çok yüksek beklentilere sokulmamalı. Süreç içerisinde atılacak adımlar aynı anda iki tarafı birden memnun etmeyebilir. Bu da beklenemez zaten. Çok ciddi hayal kırıklıkları ve direnç noktaları oluşur. Bunlar da rahat adım atmaya mani olur. Çok ciddi bir projenin hayata geçirilmesi söz konusu, taraflar bu bilinçle politika geliştirmeli. Çözüm hiç bu kadar yakın olmadı ama bu, akşamdan sabaha çözülecek bir mesele değil.

- Süreci nasıl değerlendiriyorsunuz?
Tüm tarafların iştirak edeceği bir konsensüsle iyi şeyler yapılabilir. Herkese sorumluluk düşüyor, siyaset yapan DTP kadrolarına ise daha büyük görev düşüyor. Onlar çözümün tarafı olma sorumluluğunu, yetkisini ve inisiyatifini almalılar. Türkiye Cumhuriyeti'nin illegal bir örgütü muhatap alması söz konusu değil.

- DTP yeterince sorumluluk almıyor mu?
Sürekli cezaevinden gelen bir talimat ya da haberin etkisinde kalır ve kendileri politika üretemezlerse, bir yol alınmaz. Silaha, şiddete ve teröre kendilerini bağlamayan, onlardan alacağı desteğe güvenerek siyaset yapmayan bir duruş sergilemeliler. DTP asla her açıdan Kürt halkının temsilcisi değildir. Ancak siyaseten temsil konumundalar. Türkiye DTP'yi çözüm sürecinde göz önünde bulundurmak zorundadır. Şiddette ısrar eder ve bu inisiyatifsizlik süreci devam ederse, Kürt halkı DTP'yi ciddi bir biçimde sandığa da gömebilir.

- Sürecin neresindeyiz?
Başbakan 2005'te Diyarbakır'da sorunun çözüm anahtarını ortaya koydu ve hem insanların gönüllerini alma hem de büyük devletlerin hata yapabileceği anlamında zımnen özür diledi. Sorunun büyüklüğünün farkında olduğunu, sahibi olduğunu ve bu konuda çözümünün de daha çok demokraside olduğunu beyan etti. Türkiyelilik üst kimliğine ve anayasal vatandaşlığa bu amaçla vurgu yaptı. Bu da, konunun çatı mahiyetindeki siyasi boyutuna dair bir adımdır. Çünkü kimliğin hukuki zeminde kabul ve tescili, olmazsa olmazdır.

- Şu anda yapılması gereken nedir?
Türkiye Kürt meselesinde biraz da empati yapmalı. Halkımız buna alışkın değil, çoğu zaman herkes demokrasiyi, özgürlükleri kendisi için istiyor. Ama AK Parti çözümde kararlı, hiçbir şeyi geçiştirmek istemiyor. Tüm taraflarda artık bir şeyler yapılması gerekliliği kanaati oluşmuştur; isteyerek ve istemeyerek. DTP bir daha 29 Mart'ı yakalayamaz. Artık PKK Türkiye'de eylem yapamaz, K. Irak'ta daha fazla barınamaz. Belki onu da dağdan inmeye zorlayan faktörler var. Bugüne dek güvenlik boyutunu daha çok askerle çözemedik. Geri kalmışlık dedik, GAP ile Cumhuriyet tarihinin en büyük imkânlarını aktarmaya çalıştık, yetmedi. OHAL'i kaldırıp demokrasiyle halkı memnun ederiz dedik, yapamadık. Terör de amacına ulaşamadı. Kürtler 50 yıl gecikmeli de olsa bir önceki asrın toplumsal ve siyasal değişimini yaşıyor. Toplum iç içe girmiş, müthiş bir entegrasyon var. Fiziken de ayrışma imkânı yok. Bu büyük bir avantajdır. Daha çok demokrasi ile farklılıkları birlikte yaşayarak, sorunları çözebilir ve bu krizi gelecek için fırsat haline dönüştürebiliriz. Özverisiz uzlaşma olmaz. Siz beni bağışlarsınız ama ben bağışlandığımı kabul etmeyebilirim. Çünkü bağışlanmak bir suçluluğu kabul etmek anlamına gelebilir. Tüm bu hassasiyetleri göz önünde bulundurmak gerekiyor. Türkiye'de beraber yaşamayı gönüllü beceremezsek, yarın başka türlü facialar doğabilir.

- Siz ne öneriyorsunuz?
Bu sorundan dolayı nerede, ne kadar mağduriyet olduysa tamamı masaya yatırılmalı. Hangi taraftan olursa olsun hayatını kaybedenler ve onların aileleri var. Gönüllerini almak gerekiyor. Cezayir'de devlet barışa karar verdiğinde (1992 - 2000 arası Cezayir'de 150 bin kişinin öldüğü bir iç savaş yaşandı), her öldürülenin ailesine bir parasal destek verdi. Ciddi bir rakam olmasa da şunu demek istiyordu: "Siz mağdur oldunuz. Lütfen şu hediyeyi kabul edin, ben devlet olarak mağduriyetinizi kabul ediyorum." Sonra dağdan indirilene de iş bularak sorunu kökten çözme becerisini gösterdi. Aslında bölgede terörden zarar görmüş ailelere -mesela bahçesi, evi, hayvanı zarar görmüş, göç etmiş- tazminat ödüyoruz. Bu, maddeten ve manen gönül almaktır, sezdirmeden tedavi yöntemidir. Bir rehabilitasyondur.

- Bunlar devletin de görüşleri mi?
Ben bunları siyasi bir kurumu temsilen söylemiyorum. Sadece hedef çözümse, böyle olmalı diyorum.

- Abdullah Öcalan'ın 15 Ağustos'ta kendi yol haritasını açıklayacağını ve "köşesine çekileceğini" söylediği belirtiliyor.
Sorunun gerçekten çözüme kavuşması için, o da üzerine düştüğünü zannettiği şeyleri yapmaya çalışıyor. Bu ateşkes sürecinde ciddi adımlar atılmalı. Bütün iyi niyet ve çabalara rağmen, çatışmaların devamından yana olan birey veya küçük grupların provokatif eylemleri olabilir. Bu tür provokasyonların da sonucu etkileyeceği kanaatinde değilim.

sayı: 40

Yorumlar
Member Comments

 

Ordu'da özgün şehir dokusu ve çevrenin korunması için mücadele eden Enis Ayar, "İki ünlü mimar sırf rant uğruna Ordu'nun en kötü iki binasını yapmış" diyor. ...

 
 

Anaokulu çocuğunuzun birey olarak topluma karıştığı ilk ortam. Sürecin seyri ise sizin elinizde.

 
The Peek
 
 

Eyyvah Eyvah; "Türkler ne olsa" parodileriyle, ergen esprilerinden yılmış komedi severlere hitap ediyor. Ama onların sayısı da 1 milyon bile değilmiş. ...

 
 
 
 

Geleneksel "ABD 'soykırım' diyecek mi" dönemi başladı. Bunun baş mimarları ve Türkiye'nin uluslararası alanda en çok çekindiği insanlarla tanışmanın da vaktidir. ...