Batan refah devleti
Bireyci bir kültürde yetişen Amerikalılar "refah devleti" kavramından hoşlanmaz ve bu ifadeyi de kullanmaz. Fakat bu sizi yanıltmasın: ABD bir refah devleti ve geleceği de tehlikede. General Motors'un (GM) batışının anlamı, darbe almış Amerikan kapitalizminden çok, refah devletiyle ilgili.
Genel anlamıyla ABD'nin refah sistemi şirketlerin yönettiği özel ve hükümetin yürüttüğü kamu ayağı olmak üzere ikiye ayrılıyor. Şimdi ikisi de abluka altında; özel şirketler aşırı rekabetin baskısıyla, hükümetse artan borç ve vergiler nedeniyle. GM "özel refah devletine" bir örnekti. Şirket, Birleşik Otomotiv İşçileri'yle (United Auto Workers) anlaşmasından dolayı işçilerine yüksek maaş, hayat boyu iş garantisi, yüksek emeklilik ikramiyeleri ve kapsamlı sağlık paketleri sundu. Tüm bunlar şimdi mazide kaldı: Yeni işçilere cimri davranılıyor.
GM'nin iflası geleneksel modelin bitişini işaret ediyor. Şirketler hâlâ nitelikli işçileri kendilerine çekmek için refah vaat ediyor. Fakat riskli günlerin sığınakları günden güne derme çatma inşa ediliyor. Kariyer odaklı iş imkânları hâlâ mevcut. Ancak -kamu ve özel sektörde- yaşam boyu iş garantisi bitti. Geçen sene 50 ila 54 yaş arasındaki erkek çalışanların yüzde 50'si en az son 10 yıldır aynı işverenle çalışıyordu. Oysa bu oran 1983'te yüzde 62'ydi.
Sağlık sigortaları ve emeklilik ikramiyelerinde de görünüm benzer. 2007'de işverenlerce karşılanan sigortalar 177 milyon Amerikalı'yı kapsıyordu, yani nüfusun yüzde 59.3'ünü. 1999'daysa bu oran yüzde 63.9'du. 1980'den beri şirketler emeklilik paketlerinde "tanımlanmış gelir"den "tanımlanmış katkılar"a geçti. "Tanımlanmış gelir"de aylık ödeme garantisi vardı. Bir nevi kumbaraya para koymak anlamına gelen "tanımlanmış katkı" modeli, çalışanları emeklilik birikimlerinin idaresinden sorumlu hale getirdi.
Pek çok Amerikalı, devletin sağladığı "refah paketi" olgusundan bekâr annelere yapılan ödemeleri, gıda kuponlarını ve federal hükümetin yoksullar için sağlık sigortalarını anlıyor. 1960'tan beri devlet radikal biçimde değişti. O zamanlar federal harcamanın yüzde 52'si savunmaya, yüzde 26'sıysa "bireylere yapılan ödemelere", yani refah devletine gidiyordu. 2008 itibariyle harcamaların yüzde 61'i "bireylere yapılan ödemelere" yüzde 21'i savunmaya ayrılıyor.
Yaşlılara yönelik sosyal güvenlik ve sağlık paketi aslan payını alıyor. 2008'de tam 1 trilyon dolar. Pek çok Amerikalı bu programları "refah devletine katkı" olarak yorumlamasa da, öyleler. Bu maliyetlerin çoğu vergilerle karşılanıyor ve gelecek için çok az "tasarruf" yapılıyor. Ayrıca Amerikan Kongresi istediğinde paketlerin içeriğini değiştirebilir. Bu refah devleti değilse, nedir peki?
Özel sektör ve devletin sağladığı refah paketlerinin üzerindeki baskı azalmayacak. Şirketleri bu tip paketlere teşvik eden koşullar çoktan değişti. 1955'te GM, Ford ve Chrysler ABD'deki binek otomobil satışlarının yüzde 95'ini karşılıyordu. Pazar hâkimiyetleri ve teknolojik üstünlükleri sayesinde "Üç Büyükler" çalışanlarına iş garantisi ve yüksek maaş gibi maliyetleri rahatlıkla karşılayacağını varsayıyordu.
1930'ların sınıf çatışmalarını ve sendikalaşmayı engellemek için pek çok Amerikan şirketi bu modeli örnek aldı. Onlar da rekabetin sınırlı kalacağına ve teknolojiyi kontrol edebileceklerine inandı. Bu da geçmişte kaldı. (2008'de Üç Büyükler'in pazar payı yüzde 48'deydi ve düşmeye devam ediyor.) Artık şirketler rekabete ve ekonomik çalkantılara aşırı duyarlı. Danışmanlık firması Watson Wyatt'ın yakın zamanda 141 büyük şirketle yaptığı araştırmaya göre şirketlerin yüzde 72'si işçi sayısını azalttı, yüzde 21'i ücretleri düşürdü ve yüzde 22'si de emeklilik paketi katkısını azalttı.
Teorik olarak, devletin refah çalışmalarının kapsamını genişletmesi özel sektörün azalan katkısını dengeleyebilir. Başkan Obama'nın sağlık sigortası paketindeki dayanak da buydu. Fakat sorun şu ki devlet de artan yaşlı nüfus ve sağlık maliyetleri yüzünden muazzam bir masrafla karşı karşıya. Kongre'nin Bütçe Ofisi'ne göre federal devletin borcu ikiye katlanarak 2019'da Gayri Safi Yurtiçi Hasıla'daki (GSYİH) payı yüzde 80'e çıkacak.
Veriler dikkatle incelendiğinde sistemin sunabileceğinden fazlasını vaat ettiği anlaşılıyor. Alınan borçlar geleceğe yatırım için değil, bugünün refahını -tüketimini- karşılamak için harcanıyor. Er ya da geç bu dev borç ekonomiyi zayıflatacak. Taahhüt edilen refah paketlerini sunmak için daha yüksek vergiler almak pek tercih edilen bir yöntem olmayacak. Borcun ve verginin artması ekonomik büyümeyi tehdit edecek ve hizmetleri zorlaştıracak.
ABD'nin refah devletinin zayıflaması kaçınılmaz; istikrarsızlık artıyor. Yapılacak en akıllıca şey, toplumun duyarlı kesimleri için şart olan devlet merkezli refah hizmetleri tespit etmek ve diğerlerinden ayırmak. Şimdiden harekete geçmemek GM'nin kaderine benzer bir tablo yaratır. Otomobil şirketi GM'nin çalışanlarına sunduğu refah paketlerini karşılayamayacağı 25 yıl öncesinden belliydi. Fakat sendikalar taviz vermedi ve şirket de buna boyun eğdi. Eylemsizlik sürdü ve bugünlere gelindi. Benzer süreç ulusal düzeyde tekrarlanırsa oluşan maliyetler misliyle artar ve dolayısıyla sonuçları da hayli korkulacak düzeylere çıkar.
(Samuelson, "Büyük Enflasyon ve Sonrası" / "The Great Inflation and its Aftermath" adlı kitabın yazarı.)




















