"PKK'lının kardeşi"
- Diğer Türkiye Haberleri
- Ruj farkı mı?
- Uyuyan dev uyanıyor
- İlişkili Haberler
- Aynadaki düşman
- Amerikan faktörü
- "Boğucu, yıkıcı, öldürücü bir ortamda büyüdüm"
- "İyi polis, kötü polis"
- "Gene gel, tamam mı?"
- Terörle mücadelede PKK'ya karşı dersler
- PKK'ya sessiz tasfiye
- Kürtler'in de "öteki"si var
- "TRT 6 Kürt milliyetçiliğini artırır"
- "Altı yıl önce yapsaydım şov ve provokasyon olurdu"
- Sessizliğe dikkat
- Kürtçe mevlidin sırrı
- Kürt milliyetçiliği yükselişte
- Sırrı, ekmek ve gül
- Kürt "Hamas"ı mı?
- "Geç verilen hakkın kıymeti azalır"
- "Zaten tamamen çözülemez"
- "Türkler'i ikna etmek daha zor"
- "Ne tümden yersiz, ne de baştan sona haklı"
- "Birarada yaşama romantizminden sıyrılalım"
- Etnik köken özgürlük mü, tutsaklık mı?
- Çözüm korkusu
- "Hatalarımız oldu"
- "Hedef çözümse, böyle olmalı"
- MİT şükranlığı
- Dağ hazır mı?
- Çözüm süreci
- Türk-Kürt ortak pazarı mı?
- Öcalan ne dese beğenirsiniz?
- Bu ağaç çiçek açar mı?
- "Ümmetçi" liderin dönüşü mü?
- En zorlusu
- Unutulan Kürtler
- Yanlış anlaşılmasın
- Bomba kimin elinde patladı?
- Bir yol haritası
- Kürt sorununu anlamak için
- PKK'dan korucu açılımı
- Bir çocuğun seçimi
- Günlerin sonu
Duvardaki takvimin yaprağı 17 Mayıs'ı (1994) gösteriyordu. Ailesine yazdığı veda mektubunu masasındaki ders kitabının arasında sıkıştırıp son kez okula gitmek üzere evden ayrıldı. Bir daha da dönmedi. Henüz 16 yaşındaydı ama "Bana burada rahat yok artık" diyordu mektubunda, "PKK'ya katılmak için dağa çıkıyorum." Polise molotof atmak iddiasıyla ilk defa gözaltına alındığındaysa 14 yaşındaydı. Altı ay Diyarbakır E tipi Cezaevi'nde kaldı, ikinci duruşmada tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakıldı. Ailenin en büyük çocuğuydu, çalışkan bir öğrenciydi, babası karnesini eşe dosta iftiharla gösterirdi.
Ama babasının iddiasına göre, "polisler ve öğretmenleri tarafından rahatsız ediliyordu." Hatta bu yüzden oğlunun kaydını Diyarbakır Çermik'teki meslek okulundan Ergani'deki bir liseye aldırmıştı. Oğlunun dağdaki hayatı altı yıl sürdü. Mart 2000'de, 22 yaşında, PKK militanı olarak Bingöl'de girdiği çatışmada öldürüldü.
Ergani'den göçüp Mersin'in Tarsus ilçesine yerleştiler ama pek bir şey değişmedi hayatlarında. Ailenin iddiasına göre, emniyet güçlerinin gözünde onlar bir "PKK'lı ailesiydi" artık. Ağabeyinin dağa çıkmasının ardından, ailenin 1982 doğumlu diğer oğulları da gösterilere katılmaya başlamıştı. Çeşitli gerekçelerle gözaltına alındı, cezaevinde yattı. Serbest bırakıldıktan sonra, o da "fazla seçeneği kalmadığını" düşünerek 2003'te, babasının ifadesiyle "ağabeyinin silahını yerden kaldırmak" üzere evden ayrıldı. 24 saat dolmadan ilk ve son defa ailesini aradı: "Kuzey Irak'tayım, iyiyim." Tıpkı ağabeyi gibi, PKK'ya katılmıştı. Ekim 2008'de Youtube'da çıktı mahalleden eski arkadaşlarının karşısına. PKK'nın Hakkari'deki Aktütün Karakolu'na yönelik saldırı görüntülerinde o da vardı.
Geçen hafta görülmeye devam edilen bir davada, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın, '2008'de Diyarbakır gezisi sırasında düzenlenen yasadışı gösterilere katıldıkları' gerekçesiyle haklarında dava açılan 18 yaş altı dört sanık için, savcı 23'er yıl hapis cezası talep etti. (Mart 2009'daki duruşmada tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakılmışlardı.) Adalet Bakanlığı verilerine göre, 2006 - 2007 arasında Terörle Mücadele Yasası (TMY) kapsamında 737 çocuk; Türk Ceza Kanunu'nun (TCK) "suç işlemek amacıyla örgüt kurma, örgüt üyeliği ve örgüt propagandası"nı düzenleyen 220'inci maddesi kapsamında 422 çocuk, 301'inci maddesinden 16 çocuk, "silahlı örgüt kurmak ve yönetmek" suçunu düzenleyen 314'üncü maddesindense 413 çocuk yargılandı. Çoğu Ağır Ceza Mahkemeleri'ndeydi ve kendilerinden yaşça hayli büyüklerle aynı koğuşlara kondular. Bu tablonun üzerine, Cumhurbaşkanı Gül'ün "Türkiye'nin en önemli sorunu Kürt meselesidir" sözleri eklendi. Ve konu yine gündemin ilk sıralarına yükseldi. Bir benzetmeyle çocukları yaralı gibi kabul edersek, daha ilkyardım ulaşmadan tartışılan şu: Onları yaralayan, gösterilerde çocukları kullandığı söylenen PKK mı, yoksa aşırı güç kullanmakla eleştirilen güvenlik güçleri ile çocuklara karşı yeterince hassas düzenlenmemiş kanunlar mı?
Yazının girişinde hikâyesini okuduğunuz ailenin, iki erkek çocuğu daha var. Onlar da katıldıkları gösterilerde gözaltına alındı, haklarında dava açıldı. Yazının devamında 17 yaşındakine "Büyük," 16 yaşındakine "Küçük" diyeceğiz. (Her iki ifade de ailenin talebiyle, adlarının gizlenmesi için kullandığımız takma isimler. Haberde anlattığımız tüm çocukların isimlerini de aynı şekilde, talepler doğrultusunda saklı tutuyoruz.) Küçük, 19 Ekim 2008'de Mersin'de Demokratik Toplum Partisi'nin (DTP) valilikten izinli mitingine ailesiyle gitti. Aile erkenden ayrıldı mitingi alanından, o ve arkadaşları ise Diyarbakırlı "Koma Azad" grubunun konserini izlemek için alanda kaldı. Bir saat sonra emniyetten babasına, oğlunun gözaltına alındığına dair telefon geldi. Terörle mücadele şubesinde üç gün nezarette kaldığını, dövüldüğünü savunuyor. "Sadece konsere gittim ama polis 'Örgüt için eylem yapıyorsunuz' dedi. Hiç alâkası yok. 10 kişiye yakındık. Polis arabasına sığdığı kadarımızı gözdağı vermek için aldılar, gerisini bıraktılar." İlk mahkemede tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakıldı ve sadece örgüt propagandasıyla suçlandı. Mahkemece verilen 10 aylık hapis cezası şu an Yargıtay'da. Bazı arkadaşlarıysa "örgüt üyesi" olmak iddiasıyla yargılanıyor.
Ağabeyi Büyük ise ilkokulu bitirdikten sonra okumamış. Kardeşinin aksine, daha sert görünüyor. Konuşurken "mücadele, hayat" gibi laflarda sesinin tonu değişiyor. Çok defa gözaltına alınmış. Halen tutuksuz yargılanıyor. Yaşadıklarını "PKK'lı kardeşi" olmalarıyla ilişkilendiriyor. "Bu iş belli ki böyle çözülmeyecek. Aileme bakmak zorunda olmasaydım" diyor, cümlesini tamamlamıyor. Geçmişte iki çocuğu dağa çıkan babaları ise, Diyarbakır'dan göçmelerine rağmen diğer çocuklarının akıbetini değiştirememekten yana dertli. "Küçük'ün üçüncü günüydü nezarette. Perişandı. Gittim polislere yakardım, 'Yahu çocuğum ne yaptı ki halen içeride. Çocuklarımı kaybediyorum, dağa gönderiyorsunuz onları' dedim". Kısa süreli bir sessizlik yaşanıyor. Boyasız, içi dışı çıplak sıva briket evde hiçbir siyasi simge göze çarpmıyor. Sadece duvarda asılı bir takvim, bir de altında çerçeve izi bulunan çakılı bir çivi. O ana kadar köşesinde sessizce oturan anne iç geçiriyor. Çerçeve iziyle ilgili olabilir mi? Evet, dağdaki oğullarının çocukluktan kalma bir resmi asılıymış. Polisler, Büyük'ü gözaltına almak için eve geldiklerinde resmi de alıp götürmüşler 'kanıt' diye.
arsus'un bir başka mahallesinde, bir başka ev. 13 yaşındaki bir başka çocuğun hikayesi var burada. Henüz kendisiyle karşılaşmadan, onun cezaevinden ailesine yazdığı mektubu avukatı Ali Dinsever gösteriyor. "Bizim arkadaşın babası avukat tutmuş. Bizim için de avukat tutun. Bizi buradan çıkarın ne olur" yazıyor. Geçen yıl bir protesto gösterisinin ardından, teyzesinin evinde gözaltına alınmış. Çocuk, "Polis, elini sırtıma soktu ve 'Terlisin, eylemden geliyorsun' diyerek terörle mücadele şubesine götürdü" diyor. "Teyzemin evinin damından sokaktaki çatışmaları izliyordum. Polisin biri bana bakınca, arkamı döndüm. Aşağı inerken beni tutup götürdüler ve dövdüler." Savcılık önce Mersin E tipi Cezaevi'ne göndermiş. Oradan da, Kürkçüler (Pozantı) Çocuk Tutukevi'ne. İddiasına göre en kötü anları orada yaşamış. "Hepimizi çırılçıplak soydular. Dövüp küfür ediyorlardı. Sonra gardiyanlar bizi yıkıma götürdü." "Yıkım" dediği, yerlerde sünger yataklar olan bir odaya alınıp hortumla dövülmekmiş. (Kürkçüler Tutukevi'nde kalmış yaklaşık 20 çocuk da 'yıkım' ile ilgili benzer şeyler anlatıyor). Kürkçüler'de dört ay kalmış. Mahkemede savcı, TCK'nın 314/2 ve 220/6 maddelerine istinaden, "örgüt üyesi olmadığı halde örgüt çağrısıyla ya da örgüt adına eylem yaptığından örgüt üyesi gibi cezalandırılması istemiyle" hakkında 7,5 yıl hapis cezası talep etmiş. Mahkemece suçlu bulunmuş, yaşı küçük olduğundan cezası indirime uğramış. Şimdi onun dosyası da Yargıtay'da. Ceza onanırsa cezaevine dönecek. Ağabeyi ise, örgüt üyesi olmak suçlamasıyla hakkında verilen 25 yıl hapis cezası kesinleştikten sonra ortalıktan kaybolmuş. "Zaten bizim başımıza gelen, ağabeyimizin durumu yüzünden. 'Teröristin kardeşleri' gözüyle bakıyorlar bize" diyor Tarsus'taki bu çocuk da, "hırsızlık yapmadım, kimsenin namusuna dokunmadım. Gider yatarım siyasi ağabeylerimle. Onlardan çok şey öğrendim. Cezaevine de girsen, devlet okumaya devam etmene izin veriyormuş."
onraki durak Adana. Bir derneğin (çocuklar kimliklerinin gizli kalmasını istedikleri için derneğin de adını açıklayamıyoruz) ofisinde konuştuğum 15 yaşındaki bir çocuk da, geçen Şubat'ta, Abdullah Öcalan'ın Türkiye'ye getirilişinin 9. yılı protesto gösterilerinden bir gün sonra evinde gözaltına alınmış. Kürkçüler Tutukevi günlerinden bahsederken, bir yandan da 2006'da yine 16 Şubat'ta gözaltına alınan ve altı ay cezaevinde kalan ağabeyinin 12 yıl hapis cezası kesinleştikten sonra 19 yaşındayken nasıl PKK'ya katıldığını anlatıyor. "İktisatta okuyordu" diyor, "ceza alırsam demek ki bana da burada hayat yok." Ağabeyinden aldığı son haber, Kuzey Irak'ta PKK kampında çekilmiş görüntüleri olmuş. Birkaç yıl içinde mahallesinden yaklaşık 20 gencin polis tarafından gözaltına alınıp haklarında dava açıldıktan sonra PKK'ya katıldığını savunuyor. Dernek odasında bulunan ve yaşları 12 ile 20 arasında değişen yaklaşık 25 genç can kulağıyla onu dinliyor. Odanın her tarafında DTP ve Yurtsever Gençlik bayrakları, duvarda ise asılı bir fotoğraf var. Fotoğraftakini tanıyıp tanımadıklarını soruyorum; ne adını biliyorlar, ne kim olduğunu. Sonunda, "Öcalan'ın yakalanışını protesto etmek amacıyla bedenini ateşe vermiş biri" olduğunda uzlaşıyorlar.
TBMM İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu'nun 2008'deki Nevruz olaylarını araştırmak için kurduğu alt komisyonun raporunda, "çocukların da kullanıldığı kimi izinsiz gösterilerin organizasyonunun arka planında örgüt propagandasına dönük olarak PKK'nın yer aldığı" belirtiliyor, "polisin bu tip gösterilerde özellikle çocuklara karşı kontrolsüz güç kullanması" da eleştiriliyordu. İnsan Hakları Derneği (İHD) Adana Şubesi'nin "Ocak, Şubat, Mart 2009 Hak İhlalleri Raporu"na göreyse, 2008 ve 2009'da 41 çocuk "örgüt üyeliği ve örgüt propagandası"ndan Adana 6'ncı, 7'nci ve 8'inci Ağır Ceza Mahkemelerince mahkûm edilmiş. Şube Başkanı Ethem Açıkalın, "Çocuklar ölçüsüz cezalandırılıyor" diyor. "Suçlu bile olsa bir çocuk böyle yargılanmaz. Türkiye'nin taraf olduğu Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesi ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi hükümleri açık. 18 yaşın altındaki her birey çocuktur ve öyle muamele görür." Açıkalın'a göre, "çocukların özel yetkili ağır ceza mahkemelerinde yargılanmaları bu sözleşmelerin ihlâli anlamına" geliyor. "O kadar ki, hakimler bile çaresiz" diyor Açıkalın, "çocuklar önceleri sadece propagandadan yargılanıyordu. Ancak Yargıtay Ceza Kurulu sadece propagandadan değil 220/6 maddeden cezalandırılmalarını uygun gördüğü için hâkimler isteseler de başka hüküm veremiyorlar."
Adana'da gözaltına alındıktan sonra bir süre tutuklu kalanlar arasında az sayıda kız çocuğu da var. Çocuklar farklı, hikâyeler benzer. Cumhurbaşkanı'nın dile getirdiği "Türkiye'nin en önemli sorunu"nun içinde belki de en önce çözülmesi gereken; terör örgütünün yönlendirmesi ya da polisin kontrolsüz güç kullanması, ne sebeple olursa olsun yaşlarını aşan bir hayatı yaşamak durumunda bırakılan bu çocukların hali.
sayı: 30



















