Manşet Haberi
Manşet Haberi
Galeri

Çözüm korkusu

En önemli soruna çözüm tartışılırken atlanan bir nokta var: Korkular.
Haşmet Bahadır Laçin (AA)

Acemi erler ağır bir sırt çantasıyla yapılan uzunca bir yürüyüşten kışlaya dönüp de sırt çantalarını indirdiklerinde, genelde hemen dengelerini bulamaz, bir süre oraya buraya sendelerler. O zaman astsubay, "gördünüz mü" der, "insan sırt çantasına yaslanır". İnsan aklına dair bu en insani örneği yorumlamak için bir filozof mu olmak gerekir? Yük sırtımızdan inince hemen dengemizi bulamıyorsak eğer, demek ki bize güven ve denge veren şey yüktü.

Alman Yahudisi sosyolog Georg Simmel'in (1858-1918) "Öncesizliğin ve Sonrasızlığın Işığında An Resimleri" kitabındaki bu meseli hatırlatan kamu hukuku profesörü Mithat Sancar "Çok karmaşık ve meşakkatli görünse de, Kürt sorununda şiddetsiz bir çözümün zeminini hazırlamak ve yolunu açmak uzak, imkânsız bir rüya değil aslında" diyor. "Lâkin bunun için, ilk yapmamız gereken yüklerimizden kurtulmaya, onlarsız yaşamaya hazır olmak." Gerçekten de belki en zor olanı budur. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül "Türkiye'nin en önemli sorunu" deyince tartışmalar yeniden alevlendi ama bu sorun çok eskiden beri "en" mertebesinde. Oysa yine "en önemli" dendi işte. Bu tekerrürden umutsuzluk mu çıkarmalıyız? Elbette hayır. Gül'ün yeni tarifi belki bu kez bıçağın kemiğe dayanmasından kaynaklanıyor; belki de uluslararası konjonktürden, boru hatlarından ve dahi pek çok sebepten. Olsun. Ancak Türkiye ve Kürt sorunu söz konusu olduğunda, Simmel'in bahsettiği, Sancar'ın da çözüm için "Kurtulmak lâzım" dediği "yük" olmaya aday, ama ihmal edilen yaşamsal bir şey daha var: Korkular. Onları var eden acı hatıralar ile siyasi kışkırtma ve alışkanlıklar çok ağır. Önce Mardin'de 44 kişinin öldürülmesi, sonra Cumhurbaşkanı'nın açıklamasıyla iki haftadır nefessiz Kürt sorunu tartışılıyor. Çözüme dair kimi öneriler gündeme geliyor. İçişleri Bakanlığı'na bağlı olarak "terörü besleyen kültürel ve sosyal yapıyı araştıracak" kurumlar arası bir koordinasyon organı olarak "Kamu Düzeni ve Güvenliği Müsteşarlığı" da sosyolog, psikolog ve antropologların yer alacağı bir ekiple çalışmaya başlıyor. Ama nedense tüm bunlar, insanları yeterince ümitlendirmiyor. Çünkü hesap yapılırken korkular atlanıyor. Bu, çö züme dair henüz ilk adımlar atılmadan sonraki detayların tartışılmasından kaynaklanıyor olabilir. Eski cumhurbaşkanlarından Turgut Özal "Kürt kökenli olduğunu" açıkladı. Süleyman Demirel "Kürt realitesinden" bahsetti. Bugünün siyasileri Kürt sorununu çok kereler ifade edip çözüm için umutlandırdı. Ama çözüm gelmedi? Belki işe, bu sözlerin ardından sorunun hâlâ niye çözülemediğini çözmekle başlamak gerekiyor. Bu sözler tepeden geldiği ve halkın Kürt sorununda bir çözüme dair korkuları bir sosyal projeyle giderilemediği için, bu kez çözüme tabandan, tarafların korkularını tespit ve tedavi etmekten başlamak denenmemiş bir yol vadediyor.

Ama başka bir sorun var. Akademik ve siyasi camia, Kürt sorununa dair korkular konusunda tartışma programlarına gösterdikleri kadar ilgili sayılmazlar. Yine de kamuoyu araştırma şirketi KONDA'nın 2008'de 41 ilde 6482 kişiyle görüşerek gerçekleştirdiği "Biz Kimiz?" araştırmasında bazı veriler var. Türkiye'de ülke ile ilgili korkular arasında ilk sırada "kuraklık ve hava kirliliği" gibi sorunlar var. Sonra sırasıyla "ekonominin kötüye gitmesi", "geleneklerden kopuş", "bölünme", "şeriat" geliyor.

"Bölünme"nin sırasına aldanmayın. Zira farklı anketlerde, koşullara göre diğer korkular değişirken o on yıllardır terör, güvenlik vs. şeklinde yerini alıyor. Peki bir çözüm için Türkler'i mi, Kürtler'i mi ikna etmek zor? Tarafların korkuları neler olabilir? İşte, sonraki sayfalarda önemli uzmanların değerlendirdiği bu sorulara yanıt olabilecek bazı korkular. Önce Türkler: "Kürt meselesi bugün talep edilen hakların verilmesiyle hallolmaz ve yeni haklar talep ederler... Kürtler'e bir kısım hak tanınırsa Türkiye'deki başka etnik gruplar da benzer hakları talep edebilirler... Kürt meselesini Kürtler'e hak vererek ya da PKK'yı silahsızlandırarak çözmek teröre taviz, şehitlere ihanet demek olur...

Kürtler'in nüfusu çok hızlı artıyor, yakında kültür ve nüfus olarak ülkeye hâkim olurlar... Güneydoğu'ya kaynak aktarılması ülkenin fakirleşmesine sebep olur... Çözüm yaklaştıkça bunu istemeyenlerin tepkileri yeni şiddet dalgasına yol açar..." Ve Kürtler: "Çözümden bahsedenler samimi değilse ortada kalırız... Ayrımcılık, kötü muamele sürer ve dağdan inenler bir süre sonra bulunup öldürülür... Ankara'nın üreteceği çarelerde daima bir bit yeniği vardır... Kürtler çözümle asimile olur... Çözüm ayrı bir devlet olmayı imkânsız kılar..."

Güvensizlik ortak nokta. Ve herşeye rağmen ısrarla beraber yaşayan Türkler ve Kürtler arasında çok daha fazla ortak nokta var -mesela demokrasiyi bir türlü hazmedememe. Ama birbirine bu kadar benzemek, bir anlaşmazlık durumunda büyük sorun yaratabiliyor. İlk sayımızda yer alan Kürt sorununa dair bir dosyada başlık "Aynadaki Düşman"dı. Konunun uzmanlarından Ahmet Yıldız, "Modern Türkiye'de Siyasi Düşünce" dizisinin (İletişim) 9. kitabındaki "Kürt Ulusal Hareketinin Üç Tarz-ı Siyaseti: Kemalizm, İslamcılık, Sol" başlıklı makalesinde; "Kürt milliyetçiliği ile Kemalist milliyetçilik düşman ikizlerdir" diyor.

Korkulara ilaveten bir de alışkanlıklar var. Kürt meselesinde bir çözüm için maddi manevi alışkanlıklara dokununca, büyük dirençle karşılaşılıyor. Vasat siyasetçilerin bu tür bir toplumsal direnci göze alarak işe girişmesi, nadir rastlanan bir durum. Ama çözüm ilk meyvelerini vermeye başladığında, insanlar aslında yıldıkları bir meseleden ve pek çok yükten kurtuluşu hissedip kararı verenleri kahramanlaştırabilir. Hiç de yabana atılacak bir ödül değil. Bu nedenle yükten kurtulurken sendeleme riskini de göze almak gerekebilir. Terör ayağı emniyet ve hükümet rakamlarına göre 35 bine yakın insanın canına mal olmuş, tahminen 300 milyar dolara patlamış bir sorunun kısa zamanda çözülmesi beklenemez.

Önemli bir bürokrat "Kürt sorunu, dinlemek ve alışılmış olanı tekrar etmemekle çözülebilir" diyor. Kürt meselesi Türkiye'de iktidara oynayan herhangi bir siyasi partinin çözüm önermesi gereken bir konu. Ama bugüne dek, laik - İslamcı, AB yanlısı - karşıtı gibi başka siyasi çatışmalara da malzeme oldu. Bu ölümcül bir hata. Çünkü "en önemli sorun"un Türkiye'deki toplumsal dengeleri bozma riski, başka tüm konulardan fazla olabilir.

sayı: 30

Yorumlar
Member Comments

 

Ordu'da özgün şehir dokusu ve çevrenin korunması için mücadele eden Enis Ayar, "İki ünlü mimar sırf rant uğruna Ordu'nun en kötü iki binasını yapmış" diyor. ...

 
 

Anaokulu çocuğunuzun birey olarak topluma karıştığı ilk ortam. Sürecin seyri ise sizin elinizde.

 
The Peek
 
 

Eyyvah Eyvah; "Türkler ne olsa" parodileriyle, ergen esprilerinden yılmış komedi severlere hitap ediyor. Ama onların sayısı da 1 milyon bile değilmiş. ...

 
 
 
 

Geleneksel "ABD 'soykırım' diyecek mi" dönemi başladı. Bunun baş mimarları ve Türkiye'nin uluslararası alanda en çok çekindiği insanlarla tanışmanın da vaktidir. ...