Etnik köken özgürlük mü, tutsaklık mı?

Son haftalarda gelen iki okur mektubu, Kürt sorunu konusunda hem tarafların korkuları hem de hazırlanacak bir dosyanın neye odaklanması gerektiği konusunda fikir vericiydi.
Fadime Gündemir (AA)

Bir Türk

Kürt denince kendimi garip hissediyorum. Telaşa kapılıyorum. Bu hissin tam karşılığı korku aslında. Bazı işleri beraber yapıp başkasını tehdit edenler, gelişmeyi reddeden insanlar geliyor aklıma. Bazıları ellerine silah alınca bütün dünyayı kuşattıklarını zannediyorlar. Yolsuzluk, taciz, sövme, dövme türü haberler görüyorum. Hayat 1000 dönüm tarla ve dört kadından mı ibaret? Ne kadar çocuk yaparsan o kadar güçleniyor musun? Dayı, amca, hala çocuklarıyla akraba evliliği yapıyorlar. Elde edemeyince töre deyip kolayca kestirip atabilen zihniyetten korkuyorum. Kendinin de inanmadığı hedeflerin içinde boğulan ve sıkışınca "bizler hor görülüyoruz, eziliyoruz, yok mu bizim haklarımız" cümlesinin ezberletildiği kişi-lerden korkuyorum. İsimlerini, hatta sayısını bilmedikleri çocuklarını sokağa salıp arkalarından bakmayan ailelerden, sinsice çoğalmalarından, intikam yemini etmelerinden korkuyorum. PKK'ya katılanlar, kalıp iş bulamaz mıydı? Dur durak bilmeden çocuk yapılıyor ki dağda örgüt evde çocuk eksik olmasın. Bu çocukların suçu ne peki? Kendi canından daha doğmamış çocukları bile öldürebilen kimselerin var olduğunu düşünmekten korkuyorum. Ben de lüks içinde bü-yümedim. Sahip olduklarım bir elin beş parmağını geçmezdi. Bilgiyi reddetmedim. Kana karşılık kan isteyen zihniyetin asırlardır devam etmesinden korkuyorum.

Sonra duruyorum ve diyorum ki kendi kendime; ben de yanlış biliyor olabilirim. Belki yanlış anlatılıyordur bazı şeyler. Durup, onların içine girebilen arkadaşlarımdan dinliyorum bir de. Anlattıkları ilginç, ama nedense inandırıcı değil. En azından ben inanamıyorum. Polisler çocukları dövüyor, sürekli hor görülüyorlar, hapse gönderiliyorlar, silah ve asker gölgesinde yaşıyorlar, deniyor. Ne yapıyorlar da böyle oluyor? Sırf Kürt olduğu için insan dövülür mü?

Bu Kürt tamam bunu dövelim, diye bir şey söz konusu olamaz. Bu ayrımcılık.

Ama huzur içinde dostça yaşadığım Kürtler de var. Birlikte yaşamaktan zevk aldığım, sırtımı rahatlıkla dönebileceğim arkadaşlarım. Bilginin her türlüsüne açık, kendini geliştiren, yılmadan çalışan, bilgiye doymayan, okuyan, araştıran ama kimliğini saklamadan açıkça "Ben Kürdüm" de diyebilen, kardeşçe yaşamayı benimseyen insanlar. Kendi fikirleri olan, onlar için savaş verenler var. Onlar vaktiyle, Kürdü, Lazı, Çerkezi, Ermenisi, Alevisi sırt sırta verip bu vatanı savunan dedelerini bilen, onlarla gurur duyan, emanetlerine sahip çıkanlar işte. Ben cahil kalmayı isteyen cahillerden korkuyorum.


Bir Kürt

PKK'nin silahları bırakması ve kalıcı barış ihtimali bile Kürtler için inanılmaz bir mutluluk kaynağı olacaktır. Ama bu ihtimal, Kürtler'de yüz yıldır hep işlenen bir korkuyu canlandıracak: Üniversite okumuş veya üniversiteye giremediği halde kitaplarla haşır neşir olmuş hemen her Kürt genci, Yaşar Kemal'in İnce Memed'ini veya Çakırcalı Efe adlı kitabını okumuştur. Çakırcalı Efe, Osmanlı döneminde dağa çıkmış ve devlet güçlerine karşı silahlı direniş göstermiş bir isyancıdır. Devletin tüm baskılarına, işkencelerine rağmen köylüler, asla Çakırcalı'nın yerini askerlere söylemez. Devletin işkencesi arttıkça Çakırcalı'ya olan bağlılık ve onun hakkında üretilen efsaneler de artar. Ancak bir yandan da Çakırcalı'ya "kahpe Osmanlı'ya" güvenmemesini salık verir köylüler. Güvenip de silah bıraktığı anda yok edileceği bilinir... Dedem Yaşar Kemal'i hiç okumamıştı ve Çakırcalı'nın hikâyesini bilmezdi. Ama şunu hep söylerdi: Asla Türk, İran, Suriye ve Irak devletlerine güven olmaz. Bu dörtlü, birbirine düşman olsa da her zaman Kürtler'e karşı ittifak kurmuşlardır.

1999'da PKK, Abdullah Öcalan'ın yakalanmasından sonra Türkiye dışına çıkmış ve 2004'e kadar da çatışma gerçekleşmemişti. Ancak bu süreçte Kürtler'e baskılar sürdü, en ufak bir iyileşme yoluna gidilmedi. Kasım 2005'te Mardin'in Kızıltepe ilçesinde 12 yaşındaki Uğur Kaymaz babasıyla birlikte öldürüldüğünde, bu yargısız infazın hesabı sorulmadı. Devlet kılını kıpırdatmadı ve 12 yaşındaki çocuk için "çocuk da terörist olabilir" diyen kamu görevlileri hakkında soruşturma açılmadı. Üstüne üstlük Kürt karşıtı ırkçı tepkilerin en fazla yoğunlaştığı dönem de bizzat bu çatışmasızlık dönemine denk geliyor. Eğer öyle olmasaydı, o zaman Türkiye dışında olan PKK bölgede tekrar rahatlıkla örgütlenemez, militan kazanamazdı. Kürtler, kendilerinden olan, kendi dillerinde konuşan bir silahlı güce kendilerini muhtaç hissediyorlar. PKK, Kürtler'e rağmen ayakta kalamazdı.

Şimdi PKK'nin bir anda silahları bırakması Kürtler'de yeniden bir travma yaratacak. O yüzden de aslında öncelikle PKK'ye değil, Kürtler'e silahların bırakılması karşılığında gündelik hayatlarında ne tür pozitif değişimlerin olacağı devlet tarafından anlatılmak zorunda. Aksi halde Kürt toplumu içinde silah bırakan bir PKK'yi "teslimiyetçi" addedip yeni silahlı örgütler kurmaya çalışacak insan sayısı hiç de az değil. Hizbullah'ın Kürtler'den oluştuğunu biliyoruz.

Kürtler'in önemli bir kısmı da PKK'yi bir güvence olarak görüyor. Ben şahsen böyle düşünmüyorum ama eğer 12 Eylül'den sonra PKK ortaya çıkmasa, şu anda Kürtçe konuşuyor olur muydum, bilmiyorum. PKK'nin silahsızlanmasıyla beraber batıda yaşayan bir Kürt olarak, sokakta, bakkalda, herhangi bir yerde "işte PKK'yi de bastırdık" "burunlarını sürttük" gibi laflar duyma korkusu yaşadığımı itiraf etmeliyim. Barış sürecinin bir tür "yenme" süreci olarak lanse edilmesi, sadece bende değil, tüm Kürtler'de ciddi bir travma yaratacak.
Sonuç olarak, silahlar konuştuğunda Kürt meselesi konuşuluyor bu ülkede. Silahlar sustuğunda ise Kürt sorununun olmadığı söyleniyor. Ben Kürtlüğümle filan övünen bir insan değilim. Etnik kimliğimle övünmem. Ama madem etnik kimliğim yüzünden eziliyorum, o zaman ister istemez o kimliği savunmak zorunda kalırım.


(Her iki okur da yazdıklarının haberde kullanılmasına adlarının açıklanmaması koşuluyla izin verdi.)

sayı: 30

Yorumlar
Member Comments

 
 
 

Geçen Temmuz'a kadar Rusya Devlet Başkanı'nın insan hakları danışmanlığını yapan Ella Pamfilova'yla röportaj...

 
 

Avrupa ve ABD'de yüksek kakao içerikli çikolata tüketimi yüzde 43 oranında arttı. Önceleri en pahalı ürün gamında sütlü çikolatalar yer ...

 

The Peek
 
 

Yılın en büyük güncel sanat etkinliğindeki provokasyona karşı koymak kolay değil.

 
 
 
 

Neden Andorra'lılar, Sardinya'lılar ya da Okinawa'lılar dünyadaki herkesten daha uzun yaşıyor?