"Ne tümden yersiz, ne de baştan sona haklı"

Kürt kamuoyunda da korkular var. İlk esaslı korku, devletin samimi olmadığı şeklinde. Geçmişte yaşananlar bu korkunun temelsiz olmadığını gösteriyor.
Harun Kaymaz (AA)

Kürt meselesinin çözümü düşünülürken hesaplanması gerekenlerden biri de 'tarafların' korkuları. Etkili bir kamuoyu diplomasisiyle yatıştırılması gereken bu korkular aslında ne tümden yersiz, ne de başta sona haklı.

Korkuların başta geleni, "Kürt meselesinin bugün talep edilen hakların verilmesiyle hallolmayacağı ve Kürtler'in yeni haklar talep edeceği" şeklinde. Doğrusu, bu elbette temelsiz bir korku değil. Kürtler bir kısım hakka kavuşmanın ardından muhtemelen yeni ve daha köklü haklar talep edecektir. Ancak, bu durum demokratik siyasetin ruhuna bütünüyle uygun olur; çünkü şiddete başvurmadıktan sonra yurttaşların biraraya gelerek kendileri için her türden hak talep edebilmesi demokratik siyasetin esasını oluşturur. Bu korkunun kısmen temelsiz olduğu bir yer de var. En son Bask örneğinde de görüldüğü üzere, temel hakları karşılanan ulusal topluluklar bir müddet sonra içinde bulundukları durumun adil olduğuna hükmettiklerinde ılımlılaşıp ana siyasi çerçeveyle bütünleşme eğilimi gösteriyorlar. Temel kültürel talepleri karşılandıktan ve on yıllardır süren mağduriyet duyguları giderildikten sonra, Kürtler arasında radikal talepler büyük ihtimalle daha az destekçi bulacaktır. Kürt meselesi aşağı yukarı 80 senedir devam ediyor, ama ülkenin Kürt yurttaşları arasında ayrılıkçı eğilim dert etmeye değmeyecek denli cılız kaldı. Üstüne üstlük, Avrupa Birliği ve Batı uygarlığı dairesinde kalma yolundaki güçlü arzuları, Kürtler'i kaderlerini Türkiye'nin kaderiyle ortaklaştırmaya itiyor.

Aynı türden bir korku, "Kürtler'e bir kısım hak tanınırsa Türkiye'deki başka etnik gruplar da benzer hakları talep edebilirler" korkusudur. Bunun gerçekleşmesi de esas olarak demokratik siyasetin ruhuyla çelişmiyorsa bile, bu korkunun epey yersiz olduğunu düşünüyorum. Görünen o ki, Müslüman yurttaşlarımız arasında Kürtler'in yanı sıra kültürel hak talebinde bulunan sadece iki grup var: Çerkesler ve Lazlar. Hem Boşnak hem de Arap yurttaşların herhangi bir kültürel hak talebi var görünmüyor. Çerkesler ve Lazlar'ın muhtemel hak taleplerininse Kürtler ile kıyaslanabilir tarafı yok.

"Kürt meselesini Kürtler'e hak vererek ya da PKK'yı silahsızlandırarak çözmek yoluna gitmek teröre taviz, şehitlere ihanet demek olur" korkusuna gelince. Evvela kabul etmek gerekiyor ki, Kürtler'in talep ettiği hakları sadece PKK istemiyor. Kürtler neredeyse 80 yıldır bu türden hakları talep ediyorlar. Kürt meselesinin çözülmemesi istikrarsız, yoksullaşan ve yeni insan kayıplarının yaşandığı bir Türkiye demek olacaktır.

Kürtler arasındaki nüfus artış hızının Türkiye ortalamasından yüksek olduğu ve geleneksel ilişkilerini güçlü biçimde devam ettirdikleri doğru. Ama bu Kürtler'in Kürt olmalarıyla ilgili değil, geleneksel ilişkiler içerisinde yaşıyor olmalarıyla ilgili bir durum. Şehirde yerleşik Kürt nüfus içerisinde doğum artış hızının hızla düştüğü ve geleneksel ilişkilerin de hızla çözüldüğü rahatlıkla gözlenebilir. Hem yüksek doğurganlık, hem de güçlü geleneksel ilişkiler en ziyadesiyle devletçe desteklenen Kürt aşiretlerinde devam ediyor. Devletçe desteklenmeyen aşiretler hızla çözülüyor ve geleneksellik baskısı bu tür Kürtler arasında azalıyor. Öte yandan, Kürt meselesinin çözümünü beklemeden, hem gelenekselliği çözecek hem de doğurganlık hızını azaltacak sosyal programları uygulamak gerekiyor. Kürt meselesinin çözülmesinin Kürt yurttaşları bu tür kampanyalara ikna etme işine yardımcı olacağını da unutmamak lazım.

"Kürt meselesinin çözümünde Güneydoğu'ya kaynak aktarılmasının ülkenin fakirleşmesine sebep olabileceği" ilk bakışta haklı bir korku; çünkü bölgenin genel bütçeden bir kaynak aktarılması ve pozitif ayrımcılığa muhtaç olduğu açık. Ancak, Kürt meselesinin çözüm yoluna girmesi birçok açıdan ekonomik refahı arttırıcı sonuçlar üretecektir. Böyle bir durumda askeri harcamalar azalacak, dış destekli kalkınma programları bölgeye davet edilebilecek ve tabii ki bölgenin atıl kalan doğal ve beşeri kaynakları kullanıma sokulacaktır.

Kürt kamuoyunda da korkular var. Bu minvaldeki ilk esaslı korku, devletin samimi olmadığı şeklinde. Geçmişte yaşananlar bu korkunun temelsiz olmadığını gösteriyor. Ancak, Kürt vatandaşlar da görmeli ki, Kürt meselesinin süregitmesinden hem devlet, hem de vatandaşlar yorulmuş durumda ve dahası herkes meselenin bizi eninde sonunda halklar arası bir çatışmaya götürebileceğini hissediyor. Barışmaya, çözüme herkes her zamankinden daha fazla mecbur. Kürtler'in kendilerine, Türkiye'nin ve dünyanın demokrasi birikimine inanması gerekiyor. Olur da Kürtler kandırılırsa demokratik araçları kullanarak buna itiraz etmelerini çok az kimse engelleyebilir.


(Yeğen, Ortadoğu Teknik Üniversitesi Sosyoloji Bölümü öğretim üyesi. "Devlet Söyleminde Kürt Sorunu" kitabının yazarı.)

sayı: 30

Yorumlar
Member Comments

 
 
 

Geçen Temmuz'a kadar Rusya Devlet Başkanı'nın insan hakları danışmanlığını yapan Ella Pamfilova'yla röportaj...

 
 

Avrupa ve ABD'de yüksek kakao içerikli çikolata tüketimi yüzde 43 oranında arttı. Önceleri en pahalı ürün gamında sütlü çikolatalar yer ...

 

The Peek
 
 

Yılın en büyük güncel sanat etkinliğindeki provokasyona karşı koymak kolay değil.

 
 
 
 

Neden Andorra'lılar, Sardinya'lılar ya da Okinawa'lılar dünyadaki herkesten daha uzun yaşıyor?