Hesap zamanı
- Diğer Dosya Haberleri
- Yeşili koru
- İlişkili Haberler
- Antalya, Başbakan'ı neden üzdü?
- Sırrı, ekmek ve gül
- Hevesli ama umutsuz
- Baba ocağından kurtlar sofrasına
- İyi günde kötü günde
- Uysal koyun değil
- Bir seçmen projesi olarak Kılıçdaroğlu
- Mesajınız var
- Kürt milliyetçiliği yükselişte
- İstanbul'da sakin yarış, sert finiş
- Gökçek, kendine rağmen
- Üç kadını birleştiren
- "15 ülke gezdim"
- Kaderine razı
- Kaçtıkça kovalanıyor
- "Annem, bu işlere bulaşma oğlum, diyor"
- Kod adı Kılıçbalığı
- Yine, yeniden siyasi istikrarsızlık
- Kılıçdaroğlu, Şahin, Ersoy
Kemal Kılıçdaroğlu değişmiş. Bir insan üç ay içinde ne kadar değişebilirse o kadar değişmiş. Üç ay önce Sultanahmet'te bir otelin kafesinde görüştüğümüzde, henüz Cumhuriyet Halk Partisi'nin (CHP) İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı adayı değildi. Ankara'nın donuk ve statik siyasi ortamında yıldızı parlayan bir siyasetçiydi. İki dönemdir CHP'nin İstanbul milletvekili olarak Meclis'te yer alsa da, halk için yeni bir yüzdü. Adalet ve Kalkınma Partisi'nin (AKP) Mehmet Mir Dengir Fırat ve Melih Gökçek gibi ağır isimleriyle girdiği televizyon münazaralarından galip çıkması, halkın onun ismini gündelik siyasi tartışmalarda kullanmasına yetti. O zamanlar isminin hararetle tartışıldığı bir yer daha vardı; hem Ankara hem de İstanbul'daki siyaset kulisleri. Üst üste yolsuzluk dosyaları açıp ses getiren ve CHP'yi son yıllarda hiç olmadığı kadar popüler kılan Kılıçdaroğlu'nun ismi İstanbul'un belediye başkanlığına adaylık için anılıyordu. İlk izlenimimiz gerçekten de standart siyasetçi portresinden uzak bir görüntüde olduğuydu. Sakin, mülayim ifadeli ve anlatmaktan çok dinlemeye özen gösteren bir siyasetçi. Ama doğrusu yeni şeyler söylüyor da sayılmazdı. Evet, her soruya cevap veriyordu ama hep aynı şeyleri anlatıyor gibiydi. Üstelik onu televizyonda tanıyıp benimseyen halk ve dahası basın camiasından bazı isimler tarafından CHP için Deniz Baykal'ın yerine lider adayı olarak gösteriliyordu. Yerel seçimlerden önce katıldığı bir televizyon programında (Kanal D'de gazeteci Abbas Güçlü'nün sunduğu Genç Bakış) gençler onu CHP'nin yeni lideri olarak selamladı. O gün karşımızda sakince oturan adam gerçekten de bir lider miydi? Açıkçası pek de öyle görünmüyordu. Yıllarca devlet dairelerinin tozunu yutmuş ve Sosyal Sigortalar Kurumu (SSK) Genel Müdürlüğü'ne kadar tırmanmış hesap uzmanı eski bürokrat, kendine siyaset alanı olarak liderliği değil görev adamlığını seçmiş gibiydi. Cümleleri hep aynı kalıplarla bitiyordu: Parti uygun görürse, Baykal tamam derse vs. Kendine alan açmaya, uygun görülenden farklı bir yol belirlemeye, amaçları için çevresinde bir ekip toplamaya istekli değil gibiydi. Kısacası, Kılıçdaroğlu sosyal demokratların beklediği beyaz atlı lider değildi.
Ancak siyasetin muhtemelen en çok tekrarlanan sözlerinden biri olan "Dün dündür bugün bugündür"ün dokuzuncu Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel'e ait olmasının bir hikmeti olmalı. Bu sözü haklı çıkarırcasına bugün karşımızda farklı bir Kılıçdaroğlu var artık. Değişim ses tonuna bile sinmiş. Daha yüksek perdeden, daha kararlı, daha iştahlı ve daha doğrudan konuşuyor. Laflarını eğip bükmüyor. Adaylık süreci belli ki bir liderlik eğitimi işlevi görmüş. CHP'yi İstanbul'da hiç olmadığı kadar yükseğe taşıdığının ve partinin popülaritesine bütün Türkiye'de katkı sağladığının farkında: "İstanbul'da AKP'nin yıkılmaz denen kalelerini yıktık; 'CHP'nin üzerinde ölü toprağı var, oylarını arttıramaz' diyorlardı; bu tabloyu ortadan kaldırdık; artık sokakta başımız dik dolaşıyoruz, herkese söyleyecek sözümüz var."
Aslında herkesin de ona söyleyecek sözü var. Artık üç ay öncesine göre yalnız da değil. Çevresi ona bir mesaj iletmek, onu görmek, hatta ona dokunmak isteyen insanlarla dolup taşıyor. Tabii bir de partililerle. Geçen hafta il örgütünde CHP'nin İstanbul İl Başkanı Gürsel Tekin'le beraber seçim değerlendirmesi yapacağı konuşma öncesi, teşkilâtın Şişhane'deki iki katlı ve yoğun sigara dumanı altındaki ofisinde partililer, değerlendirmelerini paylaşmak üzere Kılıç-daroğlu'nun etrafını sarmış vaziyetteydi. Herkesi sükûnetle dinliyor ama biraz sıkılmış görünüyordu. Kılıçdaroğlu kadar, seçmenin ısrarla öne itmeye çalıştığı siyasetçiye az rastlanır. Kendisi de durumu "kadınların ve gençlerin" ısrarına bağlıyor ve "onlardan beklediğinin çok üstünde ilgi gördüğünü" söylüyor. Ona göre bu ilginin nedeni halkın kendisine güven duymasını sağlayan siyaset tarzı, yani kendi tanımıyla "samimi, dürüst, yanlışını kabul eden, doğrusunun arkasında duran, aşırıya kaçmayan ve saygı unsurunu hep koruyan" tavrı. "Seçmenlerin, daha doğrusu yurttaşların bu güveninin bende bir yük yarattığının bilincindeyim; hata yapma lüksüm ortadan kalktı" diyor Kılıçdaroğlu.
Bu yükün bir diğer anlamı Kılıçdaroğlu'nun bir gün CHP'nin en tepesine çıkıp çıkmayacağına dair duyulan merak. Eski bürokrat hata payını sıfıra indirmekte kararlı; bu tip bir şeyi telaffuz etmekten, fazla ısrarcı olmaktan kaçınıyor; "parti içinde bir kavga çıkmasını istemediğini" söylüyor. Zaten grup başkan vekilliği gibi önemli bir görevde olduğundan dem vuruyor ve farklı bir göreve ancak partinin yetkili organları "uygun görüp karar verirse" talip olabileceğini vurguluyor. Ancak söylediği başka şeyler de var ki, onları daha çok projesi olan bir lider adayının ağzından duymaya alışkınız. Örneğin Kemal Atatürk'ün "İdare-i Maslahatçılar esaslı devrim yapamazlar" sözünü hatırlatıyor. "CHP'nin artık yenilenmesi gerek" diyor "bu yenilenmenin de tabandan başlaması lazım gelir." Sokağın sesini dinleyebilen; Diyarbakır, Hakkari, Mardin, Şanlıurfa gibi doğudaki iller de dahil Türkiye'nin her yerinde var olabilen; toplumun her kesimine söyleyebilecek sözü olan bir CHP'den bahsediyor. Ama parti buna ne kadar yakın; ya da mümkün mü zaman gösterecek. "Parti çalışmıyor, diye bir algılama vardı. Parti artık çalışacak, üretecek, çaba harcayacak; farklı söylemlerle farklı kitlelere gidecek. Söylem ancak eyleme döküldüğü zaman parti büyür, genişler, serpilir" diyor Kılıçdaroğlu. Kendisinin bu süreçteki rolünü ise şöyle izah ediyor: "Bir yerde bir sorun varsa o soruna kilitlenip çözmeye çalışırım. O sorun var ve çözülecektir."
Kılıçdaroğlu'na hak vermek lazım. Genel Başkan Deniz Baykal ile girişeceği bir kavga siyasi kariyerine ciddi hasar verebilir. Ama biraz müstehzi bir edayla "Bugüne kadar nefesim Kadir Topbaş'ın ensesinde olacak demiştim; ama artık bir yandan da Başbakan'ın ensesinde" diyen ve üç ayda epey değişim gösterebilen bir adamı da hafife almamalı. Ne de olsa o eski bir hesap uzmanı.
sayı: 25




















