İletişim Fakültesi'nden mezun olup gazetelerin sarı sayfalarında iş yokladığı günlerde Hayret Sümer'in gözüne, gazetedeki bir iş ilanı takıldı. Özel bir şirket için basın danışmanı arandığı yazıyordu. Başvurduktan kısa süre sonra, onlarca adayla birlikte mütevazı bir ofise görüşmeye çağrıldı. Umutlu ayrıldı. Birkaç gün sonra, daha önce görüştüğü ve kendisinde nezaket sahibi biri izlenimi bırakan Mansur Bey tarafından ofise tekrar davet edildi. Mansur Bey, genç kıza, işe uygun görüldüğünü söyledi. "Ama öncesinde bilmeniz gereken bir gerçeği açıklamam lazım" gibi, hayli gizemli bir cümle de ekledi sözlerine. Konuşmasının devamı daha da ilginçti: "Ortada şirket filan yok. Beypazarı Belediyesi'ne basın danışmanı arıyoruz, ben de Belediye Başkanı Mansur Yavaş'ım. Halen bizimle çalışmak isterseniz memnuniyet duyarız."
Sümer, o gün bugün Yavaş ile çalışıyor. Yavaş, Newsweek Türkiye ile Ankara Balgat'taki söyleşisi sırasında, başkanlığı süresince belediyeye eleman alımlarında bu yöntemi kullandığını söylüyor. İşi bilenlerle çalışmak ve liyakat sahibi olmayan ama hatırlı dost sahibi partililerin baskısından yakasını sıyırmak için, gazetede feyk iş ilanıyla belediyeye eleman arayan, görüşmeleri de tebdili kıyafet yapan bir siyasetçi. İlk izlenim için etkileyici bir hareket. İki dönem Beypazarı Belediye Başkanlığı yaptıktan sonra, 29 Mart'taki yerel seçimlerde Milliyetçi Hareket Partisi'nden (MHP) Ankara Büyükşehir Belediyesi başkan adayı olan Yavaş, seçimi kaybetmiş olmasına rağmen hiç şüphesiz bundan sonraki siyasi yolculuğu en izlenilesi isimlerden. Hem geçmişinden, hem kişisel duruşundan, hem de seçimlerde Melih Gökçek ve Murat Karayalçın'ın ardından üçüncü olmasına rağmen halk nezdinde oluşturmayı başardığı "galiptir bu yolda mağlup" algısından ötürü. Aldığı yüzde 25 oyun önemli bölümü parti değil, muhtemelen kendi oyları. Ankara sokaklarında ismi geçtiğinde hep iki unsur öne çıkıyor: Başkanlık yaptığı yerin kaderini değiştiren adam (ki herkes bu konuda Beypazarı örneğini veriyor) ve rakiplerine oy verenlerin gözünde bile "düzgün, dürüst, çalıp çırpmayan siyasetçi" imajı. 10 yıllık belediye başkanlığı dönemindeki beyanlarına bakılırsa, mal varlığı neredeyse hiç değişmemiş. Sözün özü, tıpkı İstanbul'da Cumhuriyet Halk Partili (CHP) Kemal Kılıçdaroğlu gibi, Ankara'da da Yavaş seçmenin sandıktan çıkardığı, adeta yolunu açtığı bir tür dürüstlük projesi olarak görülüyor. Kendisine oy veren vermeyen birçok Ankaralı'nın gönlünden, siyasette daha fazla paye sahibi olması geçiyor.
Yavaş, kesinlikle pek çok yönden aykırı bir siyasi portre. Örneğin seçmen ya da partili baskısından kurtulmak için Yavaş'ın bir diğer formülü, herhangi bir seçimi kazandığında hemen halkın karşısına çıkıp bir sonraki dönemde yeniden aday olmayacağını açıklamak. Çünkü bir siyasetçinin başka türlü, kişisel çıkar karşılığı oy şantajından kurtulamayacağını düşünüyor. "Yeniden aday olmayı düşünmediğim zaman, uygunsuz teklifler bıçak gibi kesildi. Siyasette ileriyi hesaplamamak sizi cesur ve özgür kılıyor" diyor. Bunun demokrasi adına da gerekli olduğuna, yıllarca aynı koltuğa oturan insanların kendi hatalarını göremediği gibi başkasının da artık o işi yapamayacağı inancına saplanıp kaldığına inanıyor. "Memleketin işi biter mi ki, 'misyonumu tamamlayayım' deyip koltuğa yapışayım. Türkiye'de başkasının önünü açma gibi bir demokrasi geleneği yok. O zaman bunu kanunla sağlamak durumundayız. Siyasetçinin bir görevi iki dönemden fazla yürütmesi anayasal olarak yasaklanmalı."
Beypazarı'nın Adalet Partili, köklü ailelerinden birine mensup olmasına rağmen lise yıllarından beri milliyetçi hareket içinde Yavaş. İlçe başkanlığı, Beypazarı belediye başkanlığı ve nihayet başkentteki adaylığı. Bugüne kadar CHP'den gelen belediye başkanlığı adaylığı ve AKP'den milletvekilliği adaylığı tekliflerini geri çevirmiş. Kendisini "kimseyi yarı yolda bırakmayacak iyi bir dava adamı" olarak tanımlıyor ama kamuoyunda yaygın algılanan şekliyle klasik bir partili değil. Ne üslubunda, ne tavrında en ufak bir sertlik ve katılık belirtisi var. Aksine partizanlıktan ve başkalarına önyargıdan uzak bir duruşa, etrafındakilere de sirayet eden bir nezakete, uzlaşmacılığa, sakinliğe sahip. Değişimden ürkmüyor, gocunmuyor. Siyasetten beklentili ama talepkâr, ısrarcı, aceleci ve hayalci değil. Gemisini siyasi söylemle değil, projelerle yürütmeyi seviyor. Ama açıkça bir MHP'li olarak Güneydoğu'da Kürtler'i reddeden anlayışı reddedecek, Kürtçe'nin serbest bırakılması ve TRT Şeş gibi açılımlar konusunda "Bırakın radikal ve yanlış bulmayı, bazı konularda daha cesur davranılması ve sonuca bakılması gerektiğine inanıyorum" diyecek kadar da siyasi söylemde net. Ya da bir siyasetçi için en dikenli konu olan vergi konusunda, "devlet dediğin gerekirse vergi oranını düşürüp korkusuzca her vatandaştan vergi almayı becerebilecek" diyecek kadar.
Yavaş'ın, MHP'nin ilk kurultayında parti yönetiminde önemli bir göreve getirilmesi neredeyse kesin gibi. Bir ara gözümüz televizyondan altyazı olarak geçen, MHP'li Koray Aydın'ın Devlet Bahçeli'ye ilişkin "tüzük gereği bir daha genel başkanlığa aday olamaz" açıklamasına takılıyor. Yerel seçimlerden sonra kimileri tarafından kendisi için yapılan "MHP'ye genel başkan olsa ya" yakıştırmasını Yavaş'a hatırlatmanın zamanı. Yavaş, Bahçeli'yi şu an Türkiye için şans olarak gördüğünü söylüyor. "Siyaset mühendislerinin gazıyla geleceğe rol biçmem" diyor Yavaş. "Vizyonumu o an yaptığım işi en iyi şekilde yapmak üzerine kurarım, herhangi bir kapı açılacaksa açılır. Hayatın önüme koyacağı hiçbir rolü de elimin tersiyle itmem."
Ama önündeki en büyük savaş makam değil, siyasetin yozlaştırıcı etkilerinden kendisini nasıl koruyacağı. Çünkü kolay siyasi çalımları yemezse, yükselişini durdurabilecek tek şey bu. Halen taşralılığı ağır bassa da, Ankara'nın siyasi dehlizlerinin zorluğunun farkında; günü yaşamayı tercih etmesinin, kendisini siyasetin öğütücü çarklarından koruyabileceğinin de.
sayı:
25