Sessizliğe dikkat

Irak'ın kuzeyinde abluka altındaki Kandil'den haberler
Boris Mabillard (Newsweek Türkiye)

Kiralık bir araçla Kandil'e doğru giderken, Kandil yakınlarındaki Raniyah kasabasının çıkışında polis barikatını geçen şoför vadinin eteklerine doğru ilerliyor. Kandil ve çevresi, Irak'ın kuzeyindeki Kürt bölgesi içinde, yine bir güvenlik sınırıyla ayrılmış başka bir ülke gibi. Arazi değişken, pusu kurmaya elverişli. Sarp yamaçlar sığınmak isteyenler için korunaklı. Asfalt yok olmuş. İhtiyar şoför üst üste sigara içiyor. Gözlerden uzak bir yerde aniden arabayı durduruyor. Etrafa bakınıyor. Ne bir devriye ne de polisler var ortalıkta. PKK'nın Irak'taki kalesi Kandil, Ankara ile Bölgesel Kürt Yönetimi (BKY) ilişkilerinde uzun süre soğuk rüzgârlar estirdi. Türkiye, Iraklı Kürtleri, PKK'lı teröristleri barındırmakla suçlarken Erbil'deki (BKY'nin başkenti) yetkilileriyse iddiaları reddedip kendilerinin PKK'yı bertaraf edemeyeceğini savunuyordu. Yaklaşık bir yıldır Türkiye ve İran'ın Kandil'e yönelik bombardımanlarına, BKY'nin kuşatması eşlik etti. Bu arada sessizliğe bürünmüş gibi görünen PKK'nın durumu merak konusuydu. Uzun zamandır bölgeye özellikle gazetecilerin girişi mümkün olmuyordu. Sadece BKY değil, besbelli örgüt de yeni tedbirler geliştirmeye çalışıyor.

Aracın şoförü Kandil'e kuzeydeki Khanaqa vadisinden giriyor. Burada bir köprü, biraz ileride de bir kontrol noktası var. Son yıllarda bölgede Peşmergeler'in yerini düzenli ordunun askerleri ve polis almış. PKK'nın barındığı bölgeyi kuşatmak için, güvenlik üç katına çıkarılmış. Vadide yaşayanlar bu kontrol noktasına takılmıyor. Aslında, Kürt bölgesi içinde PKK'ya karşı oluşturulan bu güvenlik sınırının etkinliği tartışılır. Yolları çok iyi bilen militanlar buralardan rahatça geçebiliyor. Bölge, gazetecilere yasak. BKY bu tedbirle Türkiye'yi rahatsız eden görüntülerin çekilmesini de önlemek istiyor. Kürdistan Demokrat Partisi'nin (KDP) dış ilişkiler sorumlusu Safin Dizayi ise "Burada mesele basın özgürlüğü değil, bölge tehlikeli" diyor.

Kontrol noktasının ötesi, İran'ın topları ve Türk savaş uçaklarının ateşi altında. Bölge uzun zaman hastaneleri, eğitim kampları ve dayanıklı altyapısıyla PKK'nın üssü gibiydi. Bir dönem PKK kadroları, örgüte yeni katılanları, sempatizanları ve gazetecileri buraya kabul etti. Bugünse daha ihtiyatlılar. Ortalıkta silahlı birilerini görmek zor.
Bunun nedenlerinden biri Türkiye ile BKY ilişkilerinde son zamanlarda yaşanan ısınma olabilir. Bağdat'ta, Kasım 2008'de Türkiye, Irak ve ABD'li temsilcilerin katılımıyla gerçekleştirilen bir toplantıdan sonra Türkiye-Irak sınırında PKK'nın aktivitelerini önlemek için tedbir alınmasını öngören üçlü bir komitenin oluşturulacağına dair açıklama yapıldı. Bu karar Erbil'de tartışmalara neden olmuştu. Ancak bugün BKY'nin PKK karşısındaki tutumu da değişmiş gibi görünüyor. BKY artık Türk taleplerine kulak veriyor. Hâlâ sesi yüksek çıkmayan bu yaklaşım önemli gelişmelerin, hatta PKK'ya karşı işbirliğinin belirtisi olabilir. BKY'de daha uzlaşmacı bir ton ağır basıyor.

Ama bir sorun var. Irak Kürtleri temelde militanlara sempati duymakla Türk komşusunu incitmemek gerekliliği arasında kararsız. En üst düzey yetkililerde de var olan bu tereddüt, söylemlerde çelişkilerle kendini gösteriyor. Neçirvan Barzani'nin sağ kolu (BKY'nin dış ilişkiler sorumlusu) Falah Mustafa, Türkiye ile yakınlaşma için çaba gösterenlerden. "PKK hayatlarımızı zehirliyor, aramızda hoş karşılanmıyor. Bundan ilk zarar gören bizleriz. Bir çözüm bulmak için Ankara, Bağdat ve ABD ile işbirliğine hazırız" diyor.

Kürt yönetiminin Türkiye ile dostluk kurma çabaları yine de çok dillendirilmiyor, çünkü kimse Kürt kardeşlerine karşı Türkler'e taviz verme durumunda olmak istemiyor. Zira bölgede birçok kişi PKK'yı terörörgütü olarak görmüyor. Yine de "Özellikle Ankara'nın olumlu çabalarını hafife almak istemiyoruz. Biz PKK'yı izole ettik ve onların tedarik yollarını da kesmeye çalışıyoruz" diyor Mustafa. Ama Mayıs ayında, BKY'nin parlamento seçimleri var ve Kürt yetkililer bunu dikkate alması muhtemel.

Dizayi ise Türkiye'nin sorumluluklarını yerine getirmek durumunda olduğunu savunuyor. "Bizim duruşumuz değişmedi, diplomatik ve siyasi bir çözümün yanındayız. Sorun PKK değil, Kürtler'in Türkiye'deki hakları" diyor.
Türk savaş uçakları PKK'ya ait yapıları; nöbetçi kulübelerini, yemekhaneleri ve mezarlıkları yok etmiş. Yine de iyi kamufle edilmiş, hâlâ sağlam bazı yerler olduğu söyleniyor. Ama görmek mümkün değil. Öte yandan çok sayıda mağara doğal sığınak olarak kullanılıyor. Kandil'de PKK militanlarının kaldıkları bir yapının içinde jeneratörle çalışan küçük lamba odanın karanlığını kırıyor. Televizyonda Roj TV açık. PKK'nın Merkez Komite'sinin 31 üyesinden biri olan Bozan Tekin de orada. Televizyonun etrafında toplanmış, yarıdan fazlası kızlardan oluşan bir grup PKK militanı, Türkiye'deki olayları tartışıyor. Konu, Öcalan'ın yakalanmasının 10. yıldönümü. Tekin, Türkiye'nin operasyonlarının işlevsiz olduğunu iddia ediyor: "Aralık 2007'de yoğun bombardımanla başlayan operasyonu, kara birliklerinin Şubat 2008'de Irak topraklarına girmesi izledi. Hava saldırıları da aralıksız sürdü. Bir yıl içinde 80 kez." BKY'nin PKK'yı izole etme kararı, Tekin'e göre de ihanet. Fakat bunu bir tehdit olarak algılamıyor: "Bizim için önemli olan sivil halkın desteği. Onlar bizi izole etmeye çalışsalar da, köylüler ihtiyaçlarımızı karşılıyor. Ayrıca kimliklerimizi gizleyerek istediğimiz gibi hareket edebiliyoruz."

Tekin, Türkiye'nin taktik değiştirdiğini savunuyor. "Aralık'tan beri daha gelişmiş silahlar, lazerli bombalar kullanıyorlar. İnsansız Amerikan uçakları onlara bilgi veriyor. Hedef belirlendiğinde ıskalamak imkânsız. Türkiye örgüt kadrolarını İsrail'in Gazze'de yaptığı şekilde ortadan kaldırmak istiyor" diyor Tekin. "Fakat biz Hamas değiliz, yakalanmamak için araba ve neredeyse hiç cep telefonu kullanmıyoruz. Türkler sahadan bilgi topluyor. Casuslar, fotoğraflar, kaydedilen telefon konuşmaları… Ama 25 yılda araziye uyum sağladık ve kimse bizi durduramadı." Türkiye taktik değiştirdi iddiası karşısında "yönetici kadrodan hiç kayıp var mı" sorusunaysa "Hayır" diyorlar. Ama "Ordu daha yeni Hakurk'ta üç adamımızı öldürdü, onların intikamını alacağız" diye bir tehdit savuruyor Tekin.

Tekin "Kandil'de artık silahlı gruplar yok, sadece köylülerin güvenliği için bir grup tutuyoruz" dese de bu bilgiyi doğrulatmak mümkün değil. Daha ziyade, çoğu bu bölgede kalan yönetici kadrolarını korumak istiyor olabilirler. Tabii yönetici kadroların yeriyle ilgili sağlıklı bilgi edinmek de çok güç. Eğer PKK, yeni bir taktik doğrultusunda militanlarını daha geniş bir alana yayıyorsa, bu yeni durum Erbil hükümetinin çabalarının sınırını da gösteriyor olabilir. Kandil ve Zap vadisine girişler kontrol altında. Ancak diğer sınırlarda sıkı bir denetleme imkânsız gibi. Türkiye Ekonomi Politikaları Araştırma Vakfı (TEPAV) Dış Politika Etütleri Araştırmacısı Nihat Ali Özcan, örgütün başka yerlerde konuşlanmasının çok da önemli bir yenilik sayılmayacağı kanısında. "Örgüt mekanları yedekli kullanır" diyor.

Kandil'de, Türkiye'deki yerel seçimler bekleniyor. DTP'nin Türk siyasetinde varlığıyla kendilerine diyalog imkânı doğabileceğini umuyorlar. Özcan da 29 Mart'taki yerel seçimlerin örgüt açısından önemli bir stratejik kırılma yaratacağı fikrinde. "Örgüt 14 yıllık stratejisinin işe yarayıp yaramayacağını görecek" diyor. "PKK 1995'ten beri terörü ve şiddeti ikincil araç olarak, kendine lazım olduğunu düşündüğü yerde ve zamanda kullanıyor. Öncelikle politik alanda, sokak gösterileri ve eylemlere ağırlık veriyor." Özcan'a göre, seçimde Diyarbakır gibi sembolik yerlerde DTP daha fazla oy alırsa, örgüt taraftarlarına moral verme ve kendini geliştirme açısından biraz daha istekli ve heyecanlı olacak. "Aksi olursa, hem kendi içinde bir hesaplaşmaya girebilir, hem de demokratik sistemi reddeden, onun yozlaştırıldığını söyleyen birtakım söylemler geliştirebilir" diyor Özcan.

Bölgedeki sivillerin yaşamıysa hiç kolay değil. İran ve Türkiye bölgeyi bombalayarak baskıyı sürdürmekte ısrarlı. Enver Hasan Amet, kısa süre önce köyü Aşkulke'ye geri dönmüş. Evlerin çoğu terkedilmiş, tarlalar bakımsız. "Eğer ilgilenmezsek, hayvanlar, toprak, meyve ağaçları harap olacak. Çok uğraşmak da içimizden gelmiyor, çünkü neredeyse her gün bombalar patlıyor. Benim için en önemlisi ailemin hayatını sürdürebilmesi" diyor Amet. Yine de köydeki evler hâlâ sağlam. "Bu bir mucize çünkü havan topları çok yakınlara düşüyor" diyor Amet. Bir okulun camları Aralık'ta İran bombardımanı sırasında kırılmış. Bina yıkılabilir diye okulun kapısına kilit vurulmuş. Öğretmenlerden biri olan Namusta Ahmed İbrahim "Geçen yıl civara on kadar saldırı oldu. Ama okulun vurulabileceğini gördüğümde her şeyi bırakıp gitmeye karar verdim" diyor. Tıpkı çevredeki 13 köyün çocukları gibi bu okulda eğitim gören Beyan da okulun tekrar açılacağına pek inanmıyor. PKK'daki doktorlar tarafından işletilen ve köylülerin kendilerine de hizmet verdiğini savunduğu bir dispanser de tamamen yıkılmış. Köylülerin bir iddiası da bunun Türk bombardımanı sırasında olduğu yönünde.

Beyan'ın annesi, BKY'nin ve uluslararası toplumun kendilerine destek olmadığını söylüyor. Bir komşusu "Kızılhaç'tan iki eski şilte ve battaniye aldım" diyor. Evin biraz uzağında, taşlardan bir barınak yapmışlar. Açık tek bakkal ise birkaç kilometre uzakta. Fuad İbrahim orada sigara, temel gıda maddeleri ve konserve satıyor. İki hafta önce, kötü bir sürpriz yaşamış. Üç komşu çocuğu patlamamış bir havan topunu topraktan çıkarmaya çalışmış. "Mayın temizleme ekiplerinin yardımı gerekli" diyor bombayı tekrar gömen İbrahim.

BKY, İran ile artık sivillerin hedef alınmayacağına dair bir anlaşma imzaladığını açıkladı. Anlaşma 14 Şubat'ta yürürlüğe girecekti ancak hafta boyunca İran birlikleri yine Aşkulke köyünü bombaladı.

PKK'nın yönetici kadrosunun eski mensuplarından Selim Çürükkaya, "Sessizlikte herkes sessiz, silahlar patladığındaysa herkes konuşmaya başlıyor. Sessizlikte insanlar düşünür ve soruna bir çözüm bulur" diyerek artık çözüm zamanı olduğunu vurgulamaya çalışıyor. Askerlerini 2011'de Irak'tan tamamen çekeceğini açıklayan ABD'nin ardından Irak resminde Türkiye'nin rolü henüz belli değil. Ama Iraklı Arap ve Şiiler geçen ayki seçimlerde olduğu gibi Bağdat'taki güçlerini arttırdıkça, Kürtler'e yönelik baskı artabilir. Bu bakımdan en azından Kürtler için Türkiye'nin çok önemli olacağı kesin gibi.

sayı: 19

Yorumlar
Member Comments

 
 
 

Geçen Temmuz'a kadar Rusya Devlet Başkanı'nın insan hakları danışmanlığını yapan Ella Pamfilova'yla röportaj...

 
 

Hosted Villas'taki köşkümde yüzme havuzu, iki teras, çatıda güneşlenme alanı, gül bahçesi ve ayrıca konsiyerj ve şoför bulunuyor. ...

 
The Peek
 
 

Film, coplarla dövülen, göz yaşartıcı gaza maruz kalan silahsız Filistinli protestocuları gösteriyor.

 
 
 
 

Neden artık tam demokrasi içinde yerini almalı? Ve neden askerler kadar siviller de bu konuda dersine çalışmalı?