Değerli okur,
Birkaç gün önce, bu kez İsviçre'nin Davos kasabasında yine tarihi anlara tanıklık ettik. 2008'in son günlerinde İsrail'in Gazze'ye başlattığı ve bir aya yakın süren saldırı, Türkiye - İsrail ilişkilerinde gerilime neden olmuştu. Erdoğan, dünyada İsrail'i en sert biçimde eleştiren lider olarak öne çıktı. İsrail Cumhurbaşkanı Şimon Peres ile Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın bu yılki Dünya Ekonomik Forumu'nda Gazze paneline katılacakları açıklandığında, buzların erimesi ihtimalinden söz edilmeye başladı. Ancak panelin sonunda dünya adeta dondu, kaldı.
Davos 2009 Özel sayımızda, yaşananların detaylarından fazlasını okuyacağınızı söyleyebilirim. Olayın anlamı, nedeni ve nelere yol açacağı uzun süre merak edilecek. Zamanla yeni bilgi ve sonuçlarla karşılaşacağız. Umarım, şimdilik epey doyurucu bilgi, görüş ve yorumları İstanbul'dan Yenal Bilgici, Semin Gümüşel, Nevra Yaraç Laçinok ve Mustafa Azizoğlu'nun hazırladığı haberde bulacaksınız. Habere Davos'tan Daniel Gross ve Grenville Byford katkıda bulundu. Lally Weymouth'un Erdoğan ile panele saatler kala gerçekleştirdiği söyleşi, sorulara net yanıtlar içeriyor.
Şimdi öyle bir durum var ki, İsrail'in, Türkiye'nin ve Yahudi lobisinin gücü, Arap ve Müslüman aleminin niteliği, Obama'nın dünyaya bakışının hassasiyeti gibi birçok konu sınanacak. Orada neler yaşandığını, pek çoğunuzun -dünyadaki milyonlarca okur ve televizyon izleyicisi gibi- takip ettiğini sanıyorum. Görmek, anlamaya yetmeyebilir. Anlamak için birkaç açıdan yaklaşmak gerek. Öncelikle olayın kendisi, başlı başına bir analiz konusu. Devlet adamları arasında ve kamuoyu önünde bu tür bir gerginlikle çok seyrek karşılaşılabilir. İsrail, Gazze'ye ve Filistin'e karşı tutumu nedeniyle dünya kamuoyu önünde eleştirildiğinde, eleştiri hiç bu kadar etkili olmamıştı. Etkili olmasının nedenlerinden biri, eleştirinin İsrail'in kadim müttefiki Türkiye'nin başbakanından gelmiş olması. Başka bir nedeni de, dünya siyasetinin meşru ve kabul gören hiçbir liderinin daha önce bu derece doğrudan, sert -hatta bazı yorumlara göre aşırı güç kullanarak- İsrail'i eleştirmemiş olması. Bu konuda moderatör David Ignatious'un nezaket sınırlarını zorlaması kadar Peres'in sesini yükseltmesi de eleştirildi. Başbakan Erdoğan'ın dünya genelinde kitlelerin aklından geçeni söylediği için sempati kazandığı, başta Yunan basını olmak üzere Batı'da da nadiren bile olsa dile getiriliyor. Öte yandan, Erdoğan'ın Peres'e yönelik "Siz öldürmeyi iyi bilirsiniz" ithamı, taş olup, heykel olup tarihte yerini alacak kadar sert.
Olayın, diplomasi tarafından hemen sarılıp sarmalanması; telefonlar, üzüntülerin dile getirilmesi, iki müttefik ülkenin birbirine mecburiyeti gibi ifadeler ateşi biraz küllendirse de Türkiye ve dünyada uzun vadeli ve önemli etkileri olacak. Türkiye'de kamuoyunun büyük takdirini toplayan Başbakan Erdoğan, kahraman gibi. Peres'in sert konuşmasına yanıt vermese, dik durmamakla eleştirileceği de düşünülebilirdi. İleri teknoloji çağında ölü çocuk görüntüleri her an insanların karşısındayken, AKP Hükümeti'nin Gazze konusunda kamuoyu baskısı altında olduğunu da dikkate almak gerek. Muhalefetin güncel siyasi baskısı da buna eklendiğinde stres yaratıyor. Türkiye'deki stresin dünyaya yansıması ne derece dikkate değer olacak, o da ayrı bir gözlem konusu. Yine de İsrail'de ve Türkiye'de hükümetler bu tür diplomatik ve askeri riskler aldıklarında kendi kamuoylarında eleştirilebiliyor. Bu, örneğin Arap dünyasında bulunmayan, önemli bir özellik. Türkiye'de özellikle pragmatik düşünenler -Erdoğan bunu da elinin tersiyle itebiliyor- ekonomik sıkıntıların, Ermeni soykırımı iddialarının ABD'de yasalaşması riskinin bulunduğu bir dönemde İsrail ile son gerilimin kötü sonuçları olmasından korkuyor. İktidarın sarsılmasından, Erdoğan'ın dünya politika sahnesinde uzak durulan bir isim olmaya başlamasından endişeli olanlar var.
İsrail ise, bu doğrudan eleştirilerle kendini biraz daha çıplak hissedebilir. Olayın başka tepkileri -özellikle Arap kamuoylarında- tetikleyebileceği de konuşuluyor. Yerleşik diplomasi açısından, ilk anlarda "Davos ruhuna El-Fatiha" halinden her iki ülke için bir "kaybet - kaybet"e doğru bir durum belirdi. Ancak, olayın sonuçlarının kesinlikle çok olumsuz olacağını baştan kabul etmek kimsenin işine yaramayacak. Belki de bu şok, Ortadoğu'nun duran kalbinin atmaya başlamasına neden olabilir. İki ülke arasında daha sıkı bir dostluk da, hâlâ ihtimal dahilinde. İsrail, Erdoğan'ın insani olduğunu hep söylediği eleştirileri dikkate alsa iyi olur.
Newsweekturkiye.com'da oylanan ankette, okurlarımızın yüzde 65'i Erdoğan'ın çıkışı için "Yerindeydi; dünyanın da böyle bir çıkışa ihtiyacı vardı" derken, yüzde 21 "Önemli bir çıkış olduğunu düşünmüyorum" diyor. Yüzde 14 ise "Yersizdi; tarafsızlığını kaybettiği izlenimi verdi" kanaatinde. Yine de kahramanlık zor zanaat. Hükümet, şimdi aldığı risklerin karşılığını elde etmek için dikkatli ve siyaseten estetik davranmak zorunda olacak. Ama hiçbir şey, Erdoğan'ı eleştirenlerin de onu omuzlarda taşıyanların da sandığı kadar net ve kolay olmayacak. Asıl tatsızlığı sonradan çıkacak ifade, ihtimal, "Kabile reisi değilim" olabilir; hem gerçek kabile insanları, hem de bu lüzumsuz "muadillik" bakımından.