Bir kez daha düşünürsek
Siyasiler yaptığında, "fırıldak" diye karalar, sevgilimiz yapsa "maymun iştahlı" deriz. Ama bilim adamlarının fikir değiştirmeleri kabul görüyor. Deneylerle elde edilen kanıtların ışığında "dinozorlar nasıl yok oldu" ya da "evren sonsuz mu" gibi bilimsel sorularla ilgili bir karara varan bilim adamlarının, yeni kanıtlar oluştuğunda eski görüşleri hevesle terk etmeleri bekleniyor. Dolayısıyla "Hangi Konuda Fikrinizi Değiştirdiniz?" adlı, bilim adamlarının bu soruya yanıt yazdıkları denemelerden oluşan yeni bir kitapta pek az yazının içeriğinin bu ideale yakın olduğunu görmek dikkate değer.
Fikir değişimlerinin çoğu, kanıların değişmesi ya da değerlerin evrim geçirmesinden ibaret. Kitaptaki yazarlardan biri eskiden insanlı uzay uçuşu taraftarıyken, şimdi bunu anlamsız buluyor. Bir diğeri zihinsel yetenekleri geliştirici ilaçların kullanımında artık ahlaki bir sakınca görmüyor. Bir antropolog eskiden farklı olarak kültürel görelilik (Bir kültürün, ortak, evrensel ölçütlerle değil, sadece kendi standartlarıyla değerlendirilmesi gerektiği görüşü) kavramından rahatsızlık duyuyor. Örneğin, İnkalar'ın insan kurban etme geleneğini yargılamadan incelemek gibi. Diğer fikir değişimleriyse bilgisayarların insan aklına rakip olacağı iddiasında olduğu gibi, yanlış tahminlerden kaynaklanıyor.
Tartışması süren bir konuda daha önce bir tarafta yer almış bir bilim adamının karşı tarafın görüşünü savunmaya başlaması ise daha az görülüyor. Alzheimer hastalığına yapışkan beyin plakalarının neden olduğunu savunarak üne kavuşan ama şimdi bu plakaların suçlu değil, yalnızca masum birer figüran olduğunu gösteren kanıtlarla ikna olan bir bilim adamı yok. Kadınların menopoz döneminde hormon tedavisiyle kalp krizinin önleneceğini söyleyip de şimdi bu terapinin kalp krizi (ve hatta inme ve meme kanseri) riskini arttırdığını fark eden kimse de yok. Dinozorların neslinin tükenmesinde dünyaya düşen bir asteroitin etkili olduğu teorisini savunan hiç kimse, daha sonra görüşünü dinozorların ölümü yerine bu asteroitlerin dünya çapında yanardağların oluşumuna hizmet ettiği şeklinde değiştirmemiş. Ama buna şaşırmamamız gerek, bir konuda görüş sahibi olan kimselerin şan ve şöhreti o görüşün geçerliliğine bağlıysa görüşlerine denize düşen birinin can simidine yapıştığı gibi yapışıyorlar. Bu pozisyonu sarsacak çalışmaların ölümcül hatalarla dolu olduğunu söylüyorlar.
Doğrusu, hiçbir araştırma mükemmel değil. Dolayısıyla iyice desteklenmiş şık bir teoriyi, yeni bir buluş aksini söylüyor diye atmak pek akıllıca sayılmaz. Ancak tartışmada bir tarafa yatırım yapan bilim adamlarının canları gibi sevdikleri görüşlerine karşı gelen araştırmalardaki hataları bulmaya nasıl meyilli olduklarına, hatta kendi görüşlerine uygun düşsün diye bazı "olguları" bile görmezden gelmelerine tanıklık etmek de çok ilginç. Tarihçi Thomas Kuhn'un 50 küsur yıl önce söylediği "Bir bilimsel paradigma ancak son taraftarının öldüğü gün yıkılır" sözüne şaşmamalı. Kitapta bilim adamlarının itibar kazandıkları görüşlerinin yanlış olduğunu ve yanıldıklarını kabul ettiği çok az sayıdaki deneme bu yüzden dikkat çekiyor.
Tüm doğa kanunlarının tek bir formülasyonda birleştirilebileceğinden şimdi şüphe ettiğini söyleyen Dartmouth Üniversitesi'nden fizikçi Marcelo Gleiser, böylece Einstein'dan bu yana tüm fizikçilerle ve hatta kendi gençliğiyle aykırı düşüyor. Gleiser, süper cisimler ve saklı ek boyutlar yoluyla her şeyle bağlantı kurarak, yerçekimiyle kuantum mekaniğinin birleşimine yönelik yollar öneren onlarca makale yazdı. Şimdi "Tüm çabalar başarısızlıkla sonuçlandı" diyor. Birleştirme teorisi çekici olabilir, ama doğa böyle işlemiyor.
En çarpıcı çark etme örnekleriyse evrimci psikolojiyi savunanlardan geliyor. Bu teoriye göre hepimiz taş devrinden kalma, üreme başarısına öncülük eden genler taşıyoruz ve sonuçta erkekler genetik olarak rastgele cinsel ilişki kurmaya meyilliyken kadınlar daha çekingen. Erkekler biyolojik olarak tecavüze ve kendilerini aldatan eşleri öldürmeye odaklı. Ayrıca her insan davranışı da bununla "uyumlu"dur, yani üremeye yöneliktir. Ancak Harvard'dan biyoloji uzmanı Marc Hauser'in şimdi ulaştığı sonuçlara göre dil, töreler ve diğer birçok insani davranışın eşleşme ve üremeyi desteklemek için var olduklarına dair kanıtlar çok eksik. Ve evrimci psikolojinin ünlü isimlerinden Steven Pinker da şimdi insan genlerinin tahmin edilenden çok daha hızlı değiştiği görüşünde. Eğer beynin çalışmasını etkileyen genler ve haliyle davranış biçimleri hızla evrimleşiyorsa, o zaman evrimci psikolojinin önerdiği gibi taş devri beyinlerimiz de yok demektir. Pinker "50 bin yıl önce biyolojik evrimin son bulduğuna dair görüşün yeniden gözden geçirilmesi gerektiğini" söylüyor. Üremenin her şey ve insanların da saç kesimi daha güzel mağara adamlarından ibaret olduğuna yönelik görüş bu kadar zaman nasıl hayatta kalmayı başardı? San Diego'daki California Üniversitesi'nden nöroloji uzmanı Roger Bingham, "Bilimde bile çekici bir hikâye bazen verilerin önüne geçiyor" diyor. Ayrıca bu konuda diretiyor da.
Bir notla bitirelim. Bütün diğer psikoloji araştırmacıları gibi Harvard'dan Daniel Gilbert da, insanların fikirlerini değiştirebildiklerinde daha mutlu olduğuna inanıyordu. Ancak 2002'de bir meslektaşıyla birlikte, genel olarak insanların dönüştürülemez kararlara sahip olmaktan daha fazla mutluluk duyduğunu keşfetti. Yani bir kez bir kararda kilitlenip kalınca o kararın olumlu yanlarına odaklanarak olumsuz yanlarını görmezden geliyorsunuz. Ama fikrinizi değiştirmenize izin verilirse tercihinizin hem olumlu hem olumsuz yönlerini değerlendiriyorsunuz ve bu da sizin mutluluğunuzu azaltıyor. Bu buluşundan ilham alan Gilbert kız arkadaşına evlilik teklif etti. "Ölene kadar" sözü, evliliği (hemen hemen) dönüştürülemez bir karar haline getirdiği için şöyle bir sonuç ortaya çıkıyor: "Eşimi kız arkadaşımdan daha çok severim."




















