Ahmet Kaya'nın şubat 1999'da Magazin Gazetecileri Derneği'nin ödül töreninde yaptığı ve kendisine çatal, kaşık fırlatılmasına yol açan konuşmanın bir bölümü şöyleydi: "Kürt asıllı olduğum için Kürtçe bir şarkı yapıyorum ve Kürtçe bir de klip çekiyorum. Ve bu klibi yayınlayacak yürekli insanların olduğunu biliyorum. Yayınlamazlarsa, Türkiye halkıyla nasıl hesaplaşacaklarını bilmiyorum." Kaya, Kürt gerçeğini Türkiye'nin kabul etmesi gerektiği yönündeki sözleriyle başlayan sürecin yurtdışına kaçmasına ve son nefesini gurbette vermesine yol açacağını o gece bilemezdi.
Bugünse TRT, Kürtçe televizyon kanalıyla 1 Ocak 2009'dan itibaren 12 saatlik, bir süre sonra da tam gün yayına başlama hazırlığında. Diziler, eğlence, sağlık ve çocuklara yönelik programların yanı sıra haberlerin de sunulacağı yeni kanal (muhtemel adı TRT 6) TRT 1'in program içeriğine benzer formatıyla bir aile kanalı niteliğinde olacak.
TRT Genel Müdürü İbrahim Şahin, Bugün gazetesine verdiği söyleşide kanalın kırmızı çizgilerini "Bu ülkenin milli birliğine, bayrağına, marşına sövülmediği müddetçe TRT'deki programların aynısını Kürtçe kanalda da yapacağız" sözleriyle çiziyor. Ancak, Türkiye açısından devrim sayılabilecek bu kararın bütün Kürtler'i memnun ettiği söylenemez. Pek çok Kürt aydını, yeni kanal konusunda TRT'nin bugüne kadar Kürt kültür kurumlarıyla sağlıklı bir ilişki kurmadığını düşünüyor. Kasım ayı sonunda Şahin'in İstanbul'da, Malta Köşkü'nde düzenlediği ve 40'a yakın Kürt yazar ve aydının katıldığı toplantıya İstanbul Kürt Enstitüsü ve Mezopotamya Kültür Merkezi gibi kurumların temsilcilerinin çağrılmamış olması bu çerçevede eleştiriliyor.
Kürt aydınların kanalda kendilerini rahatça ifade edebilecekleri konusunda da kuşkuları var. İstanbul Kürt Enstitüsü Başkanı Sami Tan "Sanatçılardan Demokratik Toplum Partisi'yle (DTP), Kürt Enstitüsü'yle, Mezopotamya Kültür Merkezi'yle yakın ilişki içinde olmamalarının istendiğini" iddia ediyor. Bir diğer eleştiri kanalın altyapısının hazırlanmamış olduğu yönünde. Altyapıdan kasıt, yukarıdaki eleştiriye ek olarak Kürtçe'nin önündeki engellerin hâlâ bazı yasalarda, RTÜK yönetmeliğinde ve Anayasa'da varlığını sürdürmesi. DTP milletvekili Hasip Kaplan, ortaya çıkacak çarpıklığa "Meclis'te bir konuşmamda Kürtçe bir kelime söyledim, kayıtlara 'bilinmeyen dilde' diye geçiyor. Ama bu bilinmeyen dilde TRT 1 Ocak'ta yayına geçecek" diyerek dikkat çekiyor. Kaplan'a göre Kürtçe televizyon kanalı "bir ölü doğum" çünkü "Kürt dili ve kültürü üç, beş kişinin masa başında belirleyebileceği" bir konu değil.
Bu işin devlet eliyle yapılmasına da itiraz var. Çünkü basındaki diğer pek çok kanal Kürtçe'ye pratikte açık değil ve sonuçta kültürün devlet disiplini altına alınması kuşkusu uyanabilir. Altyapı konusunda bir de alfabe, yani x, q ve w harfleri meselesi var. Bu harfleri kullandıkları için DTP'li belediye başkanlarına davalar açıldı. Kürt alfabesine ait harfler kullanıldığında, suç işlenmiş, ama kullanılmadığında da isimler Kürtçe yazılışlarıyla verilememiş olacak. "Bir dili kabul ediyorsanız, o dilin alfabesini de kabul etmek zorundasınız" diyen Tan'a göre, x, q ve w harflerinde korkulacak bir şey yok, çünkü bir kısmı Azeri alfabesinde de mevcut.
Kürtçe'nin başta Kurmanci olmak üzere Zazaca ve Sorani lehçelerinde yayın yapacak olan kanal konusunda herkes bu kadar karamsar değil. Ama iyimserlik, kanal sayesinde Kürt sorununun hemen çözüleceğini düşünmelerinden kaynaklanmıyor. Sadece, bir taraftan yıllardır kültürel ve siyasi haklar talep edilirken Kürt tarafında bugün devletin attığı adıma fazla mesafeli kalınması çelişki gibi duruyor. Serbesti dergisi yazarı Ümit Fırat "Yolun hiç olmadığı bir yere adamın biri şose yol yapmışsa, hayır asfalt yol istiyorum dememek lâzım" diyerek bu durumu ifade ediyor. Yazar ve çevirmen Muhsin Kızılkaya da Kürtçe televizyonu barışın bir basamağı olarak görüyor: "Yarın devlet, gel barışalım, diyebilir. O zaman, ben barışmam, demeyeceğine göre buna da hayır dememek gerekir."
Bugün bile toplumun tepkisi düşünülerek televizyonlarda Kürtçe şarkı söylemeye kolay cesaret edilemiyor. Ama Kürtçe televizyon kanalı, zamanla insanların zihninde ciddi değişim yaratabilir. Geçmişte yasaklandığı için tamamen siyasi bir dil haline gelen ve dolayısıyla siyasi bir tavır olarak algılanan Kürtçe bu sayede üzerindeki yükten kurtulabilir. Yani Kürtçe konuşan herkesin mutlaka siyasi ya da ayrılıkçı bir talep dile getirdiği şeklindeki algı kırılabilir. Yayının bir devlet kurumu olan TRT tarafından yapılmasına da farklı açılardan bakanlar var. Bu sayede, Türk toplumunda Kürtçe'ye karşı bugüne kadar beslenmiş olan tereddütler zihinlerden daha kolay silinebilir. Fırat'ın tabiriyle, "TRT ateşteki kestaneleri alıyor."
Yeni kanal sayesinde Türkler artık Kürtçe şarkı söyleyen şarkıcılarla da tanışacak. Kürtçe konuşma ya da Kürtçe şarkı dinleme yüzünden zaman zaman sokakta yaşanan gerginlik ortadan kalkabilir mi? Kolay değil. Ama Kızılkaya, "Kürt meselesi siyasi ve ekonomik bir mesele olmaktan çok psikolojik bir mesele ve psikolojik tedaviye ihtiyacımız var" diyor, "ihtimal, tedaviyi bir ölçüde bu yeni kanal gerçekleştirebilir."
TRT'nin girişimine olumlu yaklaşan isimlerden biri de Kürt Kültür ve Araştırma Vakfı Genel Sekreteri Remzi Çakın. Olumsuzlukları olumluya dönüştürmenin TRT ile Kürt sanatçı ve aydınların elinde olduğunu vurgulayan Çakın, aslında "sakıncalı" vatandaşlardan. Kürtçe kanalda çalışmak için TRT'ye başvurmuş, ama birçokları gibi güvenlik soruşturmasını geçemediği için işe alınmamış. Şimdiyse kanala dil, kültür konusunda dışardan danışmanlık yapıyor. Çakın'ın yeni kanalla ilgili bazı tereddütleri de var; örneğin köy ve şehirlerin Türkçe'de bilinen adlarıyla değil Kürtçe adlarıyla kullanılmasını istiyor.
Kürtçe kanalın yayınlarında sıkıntılar yaşanması başlangıçta kaçınılmaz gibi. TRT bir taraftan kendi yayın ilkelerine bağlı kalmak, diğer taraftan Kürt izleyiciyi ekrana çekme kaygısı taşıyacak. Kürtçe yayında en dikenli alan haberler olacak. Çünkü haberin dili zor. Örneğin, Kürdistan kelimesi telaffuz edilebilecek mi? Ya da Irak'taki Kürt Bölgesel Yönetimi'nin idaresindeki bölgede bir olay meydana geldiğinde, bu, haberlerde "Irak'ın kuzeyi" olarak mı yer alacak? Kızılkaya'nın önerisi, kanalda hiç habere yer verilmemesi, yani kanalın bir kültürsanat kanalı olarak faaliyet göstermesi. Başarının yolu "Devletin militarist dilini de, Kürtler'in siyasi dilini de kullanmadan Kürtler'in dili üzerinden kendi dilini bulabilmekten" geçiyor ona göre.
Kürtler'e yayın yapan, 15'in üzerinde kanal var bugün. Yani yeni kanal Kürtler için bir devrim değil. Dolayısıyla TRT'nin yapması gereken, uydudaki bu kanallarla rekabet edebilecek kalitede program hazırlamak. Planlanan Kürtçe pop star yarışmasının kanala ilgiyi arttıracağı kesin. Yeni kanalın yayın programında TRT'yle işbirliği yapan kimi isimleri PKK'ya yakınlığıyla bilinen Roj TV'nin neredeyse ajan gibi göstermesi ve Kürtçe kanala sert eleştiriler yöneltmesi, bu girişimin rakiplerde tedirginlik yaratmış olabileceğinin bir göstergesi. Bakalım TRT komşu coğrafyalara da yayın yapacak yeni kanalın telaşı içinde Ahmet Kaya'nın Kürtçe hazırladığı o klibi yayınlamayı hatırlayabilecek mi?
"Bizim Kürt ve öteki Kürt"
Kürtçe televizyon kanalı Güneydoğu insanında farklı tepkilere yol açtı. Bir kesim kanalı reddediyor, bir kesim bekle-gör siyaseti izliyor, bir kesimse girişimi olumlu buluyor. Kanalda üst düzey görev aldığını zannettikleri bir tanıdıklarına kanalda şarkı söylemek istediklerini ileten Hakkari'den iki geleneksel ozanı da (dengbej) bu son kategoriye dâhil etmek yerinde olur.
Hasan Törün (Kafe işletmecisi - Diyarbakır): Kanalı sizden duydum. Geç kalmış bir girişim. Devlet kanalı olması bölge insanında "Devlet bizi kullanmak için yapıyor" düşüncesine yol açabilir. Buradaki insanlar politikleşmiş, olayları TRT'nin bu kanalından pek izlemeyeceklerdir. Kürt, Arap, Zaza; eski bir kültür var bu coğrafyada. Amaç bunu kabullenmekse güzel bir girişim.
Mithat Besi (İşsiz - Hakkari): Bu adım sanki Kürt meselesinde çözüme ilişkin kıpırdanmalar oluyor izlenimi veriyor. Kürtler'e yönelik kısmi, ama samimi olmayan bir özür olarak algılıyorum ve önemsiyorum. Devlet propaganda için bu kanalı kullanırsa attığı adımın hiçbir değeri kalmaz.
Diyarbakır'dan emekli bir öğretmen: Kanalda Kürt dili, kültürü, tarihi üzerine programlar yapılacaksa iyi. Kürtler'i inkâr edecekse diğer kanallardan herhangi bir farkı kalmaz. Kürt Enstitüsü'nde çalışanlar, Mezopotamya Kültür Merkezi'nde çalışanlar bu ülkenin vatandaşı değil mi?
Nusaybin'den bir doktor: Açılacak Kürtçe TV, DTP tabanına hitap etmezse hiçbir etkisi olmaz. Kürtler arasında daha keskin kutuplaşmaya yol açar, bizim Kürt ve öteki Kürt şeklinde. Ama bir yönüyle de demokratikleşmede ileri bir adım. Kürtler arasından bu televizyonun tutması için en azından Roj TV'ye yakın derecede radikal davranması lâzım ki, bu mümkün değil.
(Sami Solmaz'ın katkısıyla)
sayı:
9