Müslüman kadınların sesi açılıyor
- Diğer Dosya Haberleri
- Kırmızılı günler
- MGK gibisi yok
- İlişkili Haberler
- Söz töre için öldürenlerde
- "İntihar etmiş olmasını çok isterdim."
1990 yılında Müslüman ülkelerde ilk kez kadının cinsel hakları üzerine çalışma başlatan Pınar İlkkaracan'ın bir toplantıda "Müslüman ülkelerdeki kadınların en önemli sorunu cinsellik" deyiverdiğinde, salona bomba düşmüştü sanki. 1992'de Pakistan'da pek çok Müslüman ülkeden 80 feminist kadın ülkelerindeki kadın haklarını tartışmak üzere ilk kez bir oradaydı. Herkes eğitim ya da ekonomiden söz ederken, aktivist ve psikoterapist İlkkaracan'ın "cinsellik"ten kastı, bir kadının bekâretinden giyinme özgürlüğüne, çocuk doğurmaya zorlanmasına kadar "tüm cinsel ve bedensel haklarıydı."
Aradan 16 yıl geçti. Müslüman ülkelerin çoğunda durum kadınlar için çok parlak değil. Afrika'da, Somali'den Nijerya'ya yaklaşık 30 ülkede, (hatta Irak'ın kuzeyinde bile yapıldığına dair iddialar var) hâlâ kadınlar sünnet ediliyor. Irak'tan Ürdün'e pek çok ülkede sözde namus adına korkunç yöntemlerle kadınlar öldürülüyor, kırbaçlanıyor. Suudi Arabistan'da kadınlar tek başına araba kullanamıyor, pasaport alamıyor, kara çarşafların arkasına gizlenerek yaşamak zorunda bırakılıyor. Kendi cinsellikleri ve bedenleri konusunda hiçbir hakka sahip değiller. Aynı zamanda yaşadıkları saldırıları belgelemek de mümkün değil. Hebrew Universitesi Ceza Hukuku öğretim üyesi ve kadın hakları savunucusu Nadera ShalhoubKevorkian, "Böylesine yoğun bir baskının hâkim olduğu bu coğrafyada, tecavüz, şiddet, taciz, vs. eylemlere maruz kalan kadınlara dair bir veriye ulaşılması zaten imkânsız" diyor, "ancak yeni yeni çeşitli kampanyalar ve yasa taslaklarıyla bölgede hareketlenmeler başladı."
Bölgede bir şeyler filizleniyor. 1990'larda konuşulması bile düşünülemeyen "namus cinayetleri veya doğum kontrolü" gibi konularda sivil toplum da yönetimler de konuşmaya, kadınlar sokaklara dökülerek taleplerini dillendirmeye başladı. "İran'da Mollalar bile kadın cinselliğine çözüm üretmek zorunda kalıyor" diyor İlkkaracan. Kasım'ın başında İngiltere'de yayınlanan ve Ortadoğu'nun farklı ülkelerinde cinsellik çatısı altındaki tüm hak ihlalleriyle ilgili çalışmaların bir değerlendirmesi olan "Deconstructing Sexuality in the Middle East" (Ortadoğu'da Cinsellik Söylemleri) adlı kitabın da editörü olan İlkkaracan'a göre "Namus cinayetleri ya da kadın sünneti sorunların görünen yüzü. Bunlar zaten egzotik konular, Batının da bu nedenle ilgisini çekiyor. Ama cinsellik bunun ötesinde."
Her ülkenin sorunu farklı olabiliyor. Türkiye'de namus cinayetleri bir numaralı sorun iken, Endonezya ve Sahra Altı ülkelerinde kadınlar namus cinayeti kavramından habersiz.
Aile içi cinsel taciz ve şiddetin çok büyük bir sorun olduğu Lübnan'da, kadın aktivistler 15 yıldır önleyici bir yasa çıkarmak için uğraşıyor, zira hâlâ aile içi şiddet mahkemeye taşınamıyor. Geçen Mart'ta KAFA (Yeter) adlı sivil toplum örgütünün (STÖ) hazırladığı yasa taslağı kamuoyunun da yoğun desteğiyle şu an mecliste. Bu adıma karşılık, ilk kez 1999'da resmen gündeme gelen cinsel eğitimin müfredata girmemesi için de ciddi bir direnç var. Lübnan Üniversitesi sosyal psikoloji profesörü Azzah Shararah Baydoun "Cinsellik eğitimine karşı Hıristiyan okulları Müslüman liderlere gizlice destek verdi" sözleriyle anlatıyor bu ilginç işbirliğini. Ancak STÖ'ler sayesinde yasa yine mecliste.
En toleranslı Müslüman ülke olarak bilinen 238 milyon nüfuslu Endonezya'da, Mart 2007'de ilk kez halkın yarısı sokaklara döküldü. Sebep, resmi otoritelere kadın bedeniyle ilgili hemen her konuda "müstehcenlik" suçlaması üzerinden keyfi karar alma yetkisini veren antipornografi yasasının meclisten geçmesiydi. Bu yasayla, medyada yer alan reklamlarda kadın imajının kullanılması yasaklandı, yerel yönetimlere kadınların bikini giymesini yasaklama yetkisi verildi. Bölgenin turizm merkezi ve Endonezya'ya bağlı Bali bölgesi valisi, hükümet kendisini bu yasayı uygulamaya zorlarsa Endonezya'ya karşı bağımsızlık savaşı verip ayrılacaklarını açıkladı. Öte yandan ilginçtir, yine aynı ülkede Diyanet İşleri Başkan Yardımcısı geçen ay eşcinsellere de evlilik hakkı tanınmasını önerdi.
Kadın sünnetlerinin sıklıkla görüldüğü Mısır'da ise, 1994'ten beri süren kampanya sonucunda Haziran 2008'de "Çocuk Koruma Kanunu" kapsamında kadın sünneti yasaklandı. Ortadoğu, İslam ve Diaspora İncelemeleri Enstitüsü Direktörü Sherifa Zuhur "Bu kanun, tüm bölgede bu tür şiddetin sona ermesine yardımcı olabilir ve toplumsal davranışta bir değişikliği filizlendirebilir" diyor.
Elbette pespembe bir tablo yok Ortadoğu'da. Ürdün de namus cinayetlerinden muzdarip. 1999'da, Kraliyet ailesinin yanı sıra binlerce insanın da ülke tarihinde ilk kez sokaklara dökülerek desteklediği namus cinayetlerine karşı kampanya, İslami kesimin ağırlığını koymasıyla halen istediği yasal sonucu alamadı. Filistin ise, şu anda tecavüz vakalarıyla uğraşsa da, Müslüman ülkeler arasında namus cinayetlerine karşı ilk çalışmaları yapan ülke. 1990'larda Türkiye'deki taciz karşıtı kampanyalardan esinlenen Filistinli kadınların oluşturduğu platform, üç yıllık çalışmadan sonra, İsrail'in bombalarıyla sona ermişti. Irak'ta ise durum daha da kötüleşmiş. "Ben sadece savaş ve baskı görerek büyüdüm. Kadınlar öldürülüyordu ama şimdi yaşadıkları şiddet ve terör akla hayale sığmaz" diyor Iraklı gazeteci Houzan Mahmoud. "Fuhuşa, uyuşturucu kaçakçılığına, sürgünlere, açlığa ve cahilliğe mahkûm edildiler. Şimdi sorun çok daha büyük. Saddam zamanında çok iyi olmasa da kadınların toplumda bir rolü vardı" ifadesiyle durumu özetliyor. Yine de Iraklı Kadınların Özgürlüğü Örgütü geçen haftalarda Irak'ta kabul edilen çok eşlilik yasasına ve namus cinayetlerine karşı kampanyalarını sürdürüyor. Mücadele sürüyor.
sayı: 9



















