Söz töre için öldürenlerde
Yağmur Adıyaman Kapalı Cezaevi'nin üstüne bardaktan boşanırcasına yağarken, Mehmet Sait gazeteci ziyaretçisini avluya sürükledi. Bir yandan volta atıyor, bir yandan da "Türkiye'yi çağdaşlaştırmak isteyenler" dediği insanlar hakkında atıp tutuyordu.
"Bizi modern yapmaya çalışıyorsunuz ama sizdeki bu modern havalar tam bir cahillik. Gelip kadınlarımızın kafasını karıştırıyor-sunuz. Onlara törelerimizi öğretmeniz gerekirken, şunu bunu yap, bu senin hakkın, diyorsunuz. Düzenimizi bozuyorsunuz. Evet belki tetiği biz çektik, ama asıl katil sizsiniz."
Mehmet sait töreleri gerekçe göstererek ailesinden bir kadını öldüren ve şu an Türkiye'nin çeşitli cezaevlerinde yatan yüzlerce erkekten biri. Türkiye kamuoyunda bugüne kadar töre cinayetlerine karşı kadını dinlemek ve korumaya çalışmakla yetinen, sorunun kaynağı olan katilleri "canavar" olarak nitelemenin ötesine geçmeyen bir anlayış hakimdi. Ama artık duvarın öte yanına geçmeye cesaret ederek "töre katillerini" de dinlemek için ürkek de olsa adımlar atılıyor. Bu adımlardan birini 2005-2006 yıllarında aralarında Mehmet Sait'in de bulunduğu 16 töre cinayeti hükümlüsü, onların aileleri ve kurbanların arkadaşlarıyla görüşen, gazeteci Ayşe Önal attı. Önal'ın 250 sayfalık çalışması, Nisan 2008'de "Honor Killing" (Namus Cinayetleri) adıyla İngilizce yayımlandı. İkinci adım, bu yıl 46 cezaevinde 190 katille görüşerek ilk kez töre katillerine dair çeşitli istatistikler çıkaran Dicle Üniversitesi'nden bir ekip ve ekibin lideri Sosyoloji Bölümü'nden Doç. Mazhar Bağlı'dan geldi. Bağlı, araştırmasının ilk sonuçlarını iki hafta önce açıkladı. Her iki çalışma da, verilen rekor cezalara rağmen töre cinayetlerinin bir türlü dinmediği Türkiye'de (Başbakanlık İnsan Hakları Müdürlüğü'nün verilerine göre 2007'de 220 cinayet) alternatif çözüm önerileri üretebilmek için önemli ipuçları taşıyor.
Bir katille, hele bu bir anne, eş ya da kardeş katiliyse yüz yüze konuşmak zor. Yaptıklarını anlatırken kimi zaman ağlayan, kimi zaman öfkelenen, ama çoğunlukla işlediği cinayetten gurur duyan birini dinlemek insanın sabrını zorluyor. Görüştüğü bir anne katilinin karşısında duygularını saklamayan Ayşe Önal'a katilin söyledikleri bu zorluğu özetliyor: "Annesini öldüren bir kişiyi dinleyemeyeceksen baştan bırakalım bu işi." Ancak bugüne kadar varlığını sürdüren sis perdesini aralamanın da "pişman değilim" diyen o katilleri dinlemekten başka yolu yok. Hem Önal'ın, hem Bağlı'nın araştırması töre katillerinin yarıya yakınının cinayetlerinden pişman olmadığını gözler önüne seriyor. Yine yarıya yakını "Aynı durumla karşılaşsam aynı şeyi yapardım" diyor. Bağlı'nın araştırmasından çıkan şaşırtıcı bir sonuç da cinayetlerin sanılanın aksine "aile meclisi kararı"ndan çok çevre baskısıyla işlenmesi.
Cinayete katillerin ailelerinin yüzde 37'si olumsuz tepki vermiş. Olumlu tepki verenler ise yüzde 28. Çevre nasıl tepki verdi sorusuna katillerin yarıya yakını "olumlu" diyor. Çevreden olumsuz tepki alanların oranı ise sadece yüzde 23. "Annesi ahlâk dışı ilişkiye girdi" dedikodularının ardı arkası kesilmediği için kız arkadaşıyla evlenemeyen ve tezgâh açtığı pazarda kimsenin iş yapmadığı Murat'ın, annesini öldürdükten sonra cezaevinde Önal'a söyledikleri rakamları doğruluyor: "Neden yaptım? Çok gururlu, izzet-i nefsine düşkün biri olduğum için mi? Hayır. En büyük sebep, bu olayı bilen insanların dillerini tutmaları, ağızlarını kapatmaları." Kaderin cilvesiyse bu kez dramatik: Annesinin evlenebilsin diye kendisine verdiği mücevherleri bozdurup savunması için kendine bir avukat tutmuş Murat. Şimdi, kendini koyu bir dini inanca adamış. Buna rağmen, inancına göre annesini öldüren birinin cennete gitmesi imkânsız olduğundan cehenneme gideceğini düşünüyor. Kızkardeşini öldüren Mehmet Sait de, toplum baskısından yakınarak "Benim komşum bana gelmezse, ben çarşıya çıktığım zaman selamımı alan biri olmazsa, bacımı, yeğenimi istemeye kimse gelmezse, bana kimse kız vermezse, ben bu toplumun neyiyim ya" diyor.
Bir örnek daha. 45 yaşındaki Nevzat, kızı evlilik dışı ilişkiye girip hamile kaldığı için hem kızını hem karısını öldürmüş. Ancak buna rağmen dışardakiler dedikoduyu sürdürmüş. İlişkiye girdiği adamın kızını fuhuşa sürükleyip kazandığı paradan Nevzat'a da komisyon verdiği, bu para akışı kesildiği için Nevzat'ın kızını öldürdüğü yönünde bir dedikodu başlamış bu kez. Bunu duyan Nevzat cezaevinde iyice kahrolmuş. Ama karısına da kızına da öfkesi dinecek gibi değil. Hatta onları hâlâ şeytan gibi görüyor. "Onları öldürüp şu 45 yaşımdan sonra cezaevinde perişan olacağıma, dizlerine ateş edip sakat bıraksaydım da onlar hayatlarının geri kalan kısmını perişan halde geçirselerdi" diyor Nevzat. Ona altı çocuk veren karısıyla ahlâksızlık olduğunu düşündüğü için bir kez bile öpüşmemiş.
Önal, çalışmasının ardından çıkan sonucu ve bu süreçte yaşadıklarını "Türkiye'de ikiyüzlü bir ahlâk hüküm sürüyor ve güce tapan bir toplumuz" şeklinde yorumluyor. Önal'ın 13 dilde yayımlanan, şu sıralar da Çince ve Japonca'ya çevrilen kitabının Türkçesi de yok. Önal "Türkiye'de ilgilenen çıkmadı" diyor: "Töre cinayetleri Türkiye'nin değil Avrupa'nın sorunu diye dalga geçiyorum artık. Türkiye'de kerli ferli adamlar saatlerce televizyonlarda türban tartışır, ama töre cinayetlerini konuşacak bir erkek bulamazsınız. Çünkü aşağı sınıfların sorunu olarak görülüyor bu. Siyasi bir sorun olarak görülmüyor." Mazhar Bağlı da TÜBİTAK harici kamu kuruluşlarından destek görmemekten ve temas kurmaya çalıştığı sivil toplum kuruluşlarından yakınıyor. Onlar, çalışmayı mecburiyetten gerçekleştirmişler: "Töre cinayetleri birbirini izledikçe hem yurtiçinden hem yurtdışından Diyarbakır'a gelen yerli yabancı komisyonlar üniversitemizi de ziyaret ederek bu konuyla ilgili çalışma olup olmadığını soruyorlardı. Yok demekten artık utanmıştık. Böylece işe giriştik."
Önal, gazeteciliğe başlamadan önce dört yıl cezaevi psikoloğu olarak çalıştığı için bu kişileri anlayabilme konusunda yol kat edebilmiş. Ama asıl sorun, potansiyel katil olan diğer erkeklerin bu çıkmazdan kurtulabilmesini sağlamak. "Mevcut durumda biz anlatıyor, biz dinliyoruz. Kadın, kadına anlatıyor. Oradaki zavallı kız çocuğuna gidip 'yasakları dinleme, istersen pantolon giy' diyerek bu sorunu aşamayız" diyor Önal, "asıl konuşulması gereken bu zihniyeti oluşturanlar, o potansiyel katiller." Kim bilir; belki bu suçlulardan pişman olup işbirliği yapanların Türkiye'yi dolaşarak kendilerini anlatmaları ve ibret olmaları sağlanabilir.
Din görevlilerinin işin içine dahil edilmesi de Önal'a göre bir çare olabilir. Çünkü birçok vakada cinayet işleyenler "Dinimiz böyle emrediyor" diyor Önal'ın araştırmasında. Aslında Diyanet İşleri Başkanlığı bir süredir "İrşad Büroları" vasıtasıyla kadına yönelik şiddet ve töre cinayetlerine karşı halkı bilinçlendirme çabası içinde. Diyanet İşleri Başkan Yardımcısı İzzet Er, bu konuda sonuç almak için çok uzun zaman geçmesi gerektiğini söylese de, çalışmalardan alınan ufak tefek sonuçlardan memnun: "Kuran kursuna gelen bir kızı babası küçük yaşta evlendirmek istemiş ama kız müftü beyin, peygamberimizin aksi yöndeki sözlerini aktardığını söyleyerek babasına karşı çıkmış. Babası müftüyü aramış. Müftü doğrulayınca kararından vazgeçmiş." Er, Birleşmiş Milletler Nüfus Fonu'yla (BMNF) birlikte vaiz ve vaizelerin eğitimini planladıklarını da söylüyor. BMNF'den bu projeyi yürüten Meltem Ağaduk ise amaçlarının, çoğu İlahiyat Fakültesi'nden mezun vaiz ve vaizelerden oluşan bir gruba eğitici eğitim vermek, bu kişilerin de çok sayıda imamı eğitmelerini sağlamak olduğunu söylüyor.
Bağlı'ya göre çözüm, "namusunu temizleyenlerin" değil, buna karşı çıkanların sayısının artmasıyla mümkün. Yani karısını-kızını öldürmeyenler değil, onlara şiddet uygulayanlar kahvehaneye alınmaz, dışlanırsa bu iş bitecek.
sayı: 9



















