Silahlar cilalanıyor
- Diğer Dünya Haberleri
- El Kaide kamplarındaki Türkler
- 15 Eylül
- İlişkili Haberler
- İlk hedefiniz Referendum
- Bir sonraki sınır Irak'ta olabilir
- Dubai'nin Kürtçesi
- Kerkük'ün karası
- "Elimdeki tek silah anayasa olacak"
- MİT şükranlığı
- Türk-Kürt ortak pazarı mı?
- Kürtler'in demokrasiyle gerçek imtihanı
- İran-Irak
- Baasçılar'ın dönüşü
- Kürdistan miti
- Bir gölgenin portresi
- Şiddetin yeni başkenti
- Terörle mücadelede PKK'ya karşı dersler
- Irak-ABD anlaşması tamam
- Yetersiz güç
- Kuzey Irak'a Bulgaristan'dan silah
- Irak'ın yumuşak karnı
Kerkük'te çarşı içinde bir sokak. Tezgâhlarda gündelik ihtiyaç malları müşteri beklerken, dükkânların arka odalarında başka türlü, gizliden ve çetin bir pazarlık sürüyor. Her çeşit tüfek, tabanca, el bombası için. Bu dükkanlardan birine girip gazeteciyim deyince, satıcı bir anda paniğe kapılıyor. "Sizinle konuşamam, polisim ve büyük bir risk alıyorum. Devam edin, bu yolun sonunda satılık silahlarla dolu bir Toyota cip var" diyor. Cipi bulmak imkânsız ama tarif edilen yerdeki kahvehanenin önünde oturan adamlar bir yandan çaylarını yudumlarken, bir yandan banknotlar elden ele dolaşıyor. Askerler yakınlarda devriye gezerken, bir tabancayla mermilerin uluorta sahip değiştirmesiyle alışveriş tamamlanıyor.
Kürtler, Araplar, Türkmenler ve Süryaniler'in iç içe yaşadığı petrol zengini Kerkük, Irak'ın yumuşak karnı. Irak Anayasası'nın geçici 140. maddesine göre kentin statüsünü (Irak'ın kuzeyindeki Bölgesel Kürt Yönetimi'nin mi, yoksa Irak Hükümeti'nin mi kontrolünde olacağını) belirlemek üzere 2007 sonunda yapılması öngörülen referandumun önce Haziran 2008'e ertelenmesi, ardından da belirsiz bir tarihe kadar rafa kaldırılması Kerkük'te gerilimi artık kronik hale getirmiş durumda. Bağdat ve Erbil (Bölgesel Kürt Yönetimi'nin başkenti) arasında süren politik savaş burada da fazlasıyla kendini gösteriyor. Çatışma politik, fakat fatura halka çıkıyor çünkü rehin alınan onlar. Şiddetin kısmen azalmasıyla birlikte kent çarşısında yaşantı da normal seyrine dönmüş gibi. Birkaç aydan beri normalleşme umutlarını doğuran bir sükunet havası hâkim. Ama bütün topluluklar çarşıda yan yana olsa da bu iyi anlaştıkları anlamına gelmiyor. Özellikle Kürtler ve diğer topluluklar arasında durum endişe verici.
Kürtler, Kerkük'ün kontrollerinden çıkmasını istemiyor. Amerikalılar'ın ülkenin güvenliğini Irak ordusuna bıraktığını görmek onları endişelendiriyor. Mesut Barzani'nin lideri olduğu Kürdistan Demokratik Partisi'nin bölgedeki merkezinde konuştuğumuz Kürt siyasetçi Najat Manmi, karşılıklı görüşmeler yoluyla ulaşılmış, diplomatik ve sağlam bir çözüme öncelik verilmesini istiyor. Bununla birlikte paradoksal olarak, o da uzlaşmayı kabul etmeye hazır değil. "Her durumda, Kerkük, Kürt bölgesinin bir parçası olmak zorunda. Başka türlü bir uzlaşmayı kabul etmeyiz. Bağdat taleplerimizi reddetmekte ısrarını sürdürürse, kayıtsız şartsız hükümetten ayrılırız ve bu da hem Irak'ta hem de Kerkük'te kaosa neden olur. Daha ileri gitmeye de hazırız" diyor Manmi. Sesinde giderek artan tehdit tonu, yasadışı silahların artık neredeyse pazarda satıldığı Kerkük'ün kaderine dair artan endişeleri haklı çıkaran türden.
Haber için Erbil'den Kerkük'e gelirken yolda ilginç ayrıntılar göze çarpıyor. İçler acısı durumuna rağmen Kerkük karayolunda arabalar hızla ilerliyor. En hızlıları ya da başka bir deyişle en "kamikaze"leri tehlikeyi göze alıp Erbil-Kerkük arasını bir saatte kat ediyor. Nedenini şöyle açıklıyor taksi şoförü Abdülselam: "Eskiden buralar güvenli değilken hızlı araba kullanmak zorundaydık. Bunu alışkanlık edindik. Uzun zamandır güvenlik sağlanmış olsa da hızlı sürmeye devam ediyoruz. Bu yolu gün içinde birkaç kez gidip dönüyorum ve neredeyse her yolculukta ciddi bir kaza olduğunu görüyorum. Karayolu, bombalardan daha fazla ölüme sebep oluyor."
Kuyuların iskelelerinden çıkan ateş, petrol bölgesi Kerkük'e geldiğimizi haber veriyor. Irak petrolünün yüzde 35'e yakını bu bölgeden çıkıyor. Bu, dünyada çıkarılan petrolün de yüzde 4'üne yakın. Iraklı bir Kürt şirketi kum tepelerinin ortasında yeni ve görkemli bir site inşaa ediyor. Erbil taksileri, eskiden olduğu gibi hayatlarına mal olabileceği gerekçesiyle Kerkük'ün içine kadar girme riskini halâ almıyor. Araç değiştiriliyor. Külüstür bir araba yolculuğu devralıyor. Irak ordusunun elinde tuttuğu büyük bir kontrol noktası, gergin olduğu kadar korkutucu da. Tanınmamak için yüzlerini örten askerler, beton bloklar ve kum torbalarıyla neredeyse bir sıkıyönetim görüntüsü veriyor. İnsanı bir anda şok edense viran olmuş altyapı sistemlerini, engebeli yolları, parçalanmış kaldırımları, araba enkazlarını, arabaların zorlukla ilerlediği çamur deryasını görmek. Sefalet ve kaosa çevredeki silahlı adamlar eşlik ediyor. Ülkede hâlâ hakim olan savaş atmosferi, Kerkük sokaklarında da kol geziyor.
Bir elektrik şirketini yöneten Salah, Amerikan ordusuyla iş yapıyor. Savaşın en kötü zamanında bile şehri terk etmemiş. "Özellikle bazı yerlerden korkuyordum, girilmemesi gereken mahalleler, sokaklar, kavşaklar vardı. Bir Kürt olarak bazı Arap mahallelerine bilhassa dikkat etmeliydim. Şimdi her yere girip çıkabiliyorum." Fakat tam olarak değil. Kerkük'ün güneyinde çoğunlukla Arap nüfusun yaşadığı mahallelere arabayla gitme riskini bile almıyor Salah.
Karısı ve üç çocuğuyla yaşadığı korunaklı evinde Salah'ın Kürt, Süryani ve Türkmen komşuları var. Ona göre birbiriyle iyi geçiniyorlar, "aramızda sorun yok, fakat çok da fazla konuşmuyoruz" diyor. Aralarında açıkça ortaya konmuş bir kin olmasa da Salah, özellikle Türkmen komşularıyla konuşmuyor. "Farklı bir kültürleri var, bu da yakın bir ilişki kurmayı zorlaştırıyor ya da imkânsız hale getiriyor." Sözlerinden, Salah'ın şehirde yaşayan diğer topluluklara karşı fazla saygı duymadığı hissedilebilir. Sadece Hıristiyan Süryaniler'i seviyor. Bunun için iyi bir nedeni var, çünkü ona göre onlar da Kürt.
Yaşadığı mahalle diğerlerine göre daha konforlu olsa da geniş ve ferah evlerin arasındaki çöp yığınları dikkat çekiyor. Salah kent çevresini, sokakların durumunu iyileştirmedikleri, elektriğe kavuşturmadıkları ve çöpleri kaldırmadıkları için yetkilileri suçluyor. "Ne Bölgesel Kürt Yönetimi, ne de Bağdat Hükümeti şehre bir hizmet yapıyor" diyor. Kürt siyasetçi Manmi de bölgeye yatırım olmadığını doğruluyor: "Irak Hükümeti şehri bize vermeyi reddediyor, çünkü altyapı için yatırım yapmayı kendisine görev biliyor. Kerkük şimdilik resmi olarak Kürt Bölgesi'ne bağlı değil." İki taraf da topu birbirine atıyor. Zira merkezi hükümet de Kürtler'in bu bölge üzerindeki hak iddiası nedeniyle yatırım yapmayı reddediyor.
Geçmişte Saddam Hüseyin'in paralı askerleri tarafından yerlerinden edilen, aralarında Kürtler'in de olduğu birçok insan kente geri dönüyor. 2003'ten beri kullanılmayan Kerkük Stadyumu'na yerleştirilen 480 aile, tam bir yoksunluk içinde. Tuvaletler, soyunma odaları, tribünlerin altındaki boş alanlar, mukavvalar ve perdelerin yardımıyla yoksunlara barınak oluyor. Su, tuvalet, duş yok ve bazı yerlerde koku katlanılamaz boyutta. Bu yoksullar arasında öfke de had safhada. Eskiden şehrin yerlisi olan ama göç ettirilmiş Kürt aileler Kerkük'e geri dönmeye zorlanmış, üstelik kendilerine verilen konut sözü yerine getirilmeden. "Politikacılar bizimle dalga geçti. Mam Celal (Irak Devlet Başkanı Talabani'yi kast ediyor, 'mam' ise Kürtçe'de 'amca' demek) bizden buraya dönmemizi istedi, bize burada ev vaad etti" diyorlar. Kürtler ve Araplar'ın, etkilerini arttırmak için Kerkük'te demografik dağılımı değiştirmeye çalıştıkları belirgin şekilde göze çarpıyor.
Raissa, Kerkük Üniversitesi'nde okuyor, sahne sanatlarına tutkun. Kürt, Arap ve Türkmen arkadaşları var. O ise Süryani. "Okulda herkesle iyi geçiniyorum, öğrenciler politikadan bahsetmiyor. Kürtler bizi kabul ediyor, şehre el koymalarını tartışmaya açmamak koşuluyla tabii" diyor. Görece bir sakinliğin karşılığı ağır sessizlikler ve uzlaşmalarla ödeniyor. Öfkeli bir kalabalık Temmuz'da, Irak Türkmen Cephesi'nin iki bürosunu talan etti, korumaları ve çalışanları tartakladı. Partinin önde gelen isimlerinden Kenan Şakir Üzeyirağalı'ya göre bu kalabalık, Kürtler tarafından yönlendirilmişti. "Bu bir baskı oluşturma yöntemi. Bağdat Meclisi'nde azınlıklarla ilgili belirleyici bir karar alınmıştı. Türkmenler'i, Kürtler'in yolunu kapamakla suçladılar. Bizi tehdit etmek için dolaylı olarak Kerkük'te bize karşı Kürt kalabalıkları örgütlediler." Kürdistan Demokratik Partisi merkezinde hikâyenin farklı bir versiyonunu dinliyoruz. Manmi olayı, "Türkmenler'in provokasyonuna yanıt olarak kendiliğinden gelişmiş bir durum" diye anlatıyor.
Salah, Türkmen Cephesi'nin büroları yağmalanırken oradaymış. "Kürtler'den oluşan silahlı kalabalığı görünce çok şaşırdım ve o gün Kürtler'in yasadışı silahlar taşıdıklarını farkettim " diyor. Salah'ın da silahları var. Vantilatörünün arkasındaki metal bölmede, küçük bir cephanelik saklı. Rus yapımı 15 kadar el bombası ve iki kalaşnikof. Hepsi bu değil. Arabasında bir de tabancası var. "Burada yasadışı silah almaktan kolay birşey yok" diyor. Fiyatlar da şaşırtıcı. Salah bir satıcıya telefon açıp soruyor, aldığı yanıtlar şöyle: "Çin yapımı kalaşnikoflar sadece 80 dolar, Macar üretimi olanlar 200 dolar, orijinal ambalajında yepyeni Rus modeli de 600 dolar. Bir RPG 7 (roketatar) içinse 50 dolar yeterli." Tüfekler birkaç saat içinde alıcıya ulaştırılabiliyor, RPG7 için iki üç gün sabretmek gerek. Yasadışı silahlar heryerde satılıyor, hatta pazarda bile. Ama alışveriş sırasında fotoğraf çekme çabamız engelleniyor.
Salah geleceği kızılca kıyamet gibi görüyor. "Bu iş savaş olmadan çözülmeyecek gibi, yarın değil, bugün ya da olabildiğince çabuk."
Bir kıvılcım Kerkük'te dinamitin fitilini ateşleyebilir ve şiddeti patlatabilir. Kürtler gizlice buna hazırlanıyor, fakat yalnız değiller. Silahlı Arap gruplar da silahlarını cilalıyor ve diğerleriyle karşı karşıya gelecekleri günü bekliyorlar.
sayı: 5



















