Mardin'in Nusaybin ilçesinde, arka mahallelerden birinde Mehmet'in evini arıyorduk. Ailesi gerçek adının açıklanmasını istemediği için bu ismi kullanacağız, Mehmet. Onu bulmada yardımcı olan "Sultan Ana" karşılaştığımız çocuklara evi soruyordu. Tabii Kürtçe. Önce kimse göstermek istemiyor ancak Sultan Ana "partiden" yani Demokratik Toplum Partisi'nden (DTP) olduğunu söyleyince diller çözülüyordu. İki katlı, dış sıvası olmayan evin kapısını, Mehmet'in artık iki büklüm yürüyen ninesi açtı. Sultan Ana yine Kürtçe, gazeteci olduğumu, İstanbul'dan geldiğimi ve Mehmet ile konuşmak istediğimi anlattı. Mehmet'in Kur'an kursunda olduğunu ve onu beklerken babasından izin almak gerektiğini öğrendim. Baba rıza gösterince eve girdim. 16 yaşında Midyat'tan eve gelin gelen ve şimdi iki çocuğuyla birlikte Mehmet'e ve beş kardeşine bakan evin gelini, beklerken sütlü kahve ikram etti.
Aslında Nusaybin'e gittiğimde niyetim bu görüşme için DTP'den yardım almaktı. İlçe başkanıysa istediğim şeyin zaman alacağını söylemişti. O an rastladım 70'li yaşlarını geçmiş Sultan Ana'ya. Mahkemeden çıkıp DTP binasına gelmişti. Bir konferansta yaptığı konuşmadan dolayı "halkı askerlikten soğutma" suçundan altı yıl hapis istemiyle yargılanıyordu. Oğlu Serdar, babasının gözleri önünde faili meçhul bir cinayete kurban gitmişti. Güneydoğu'daki sokak eylemlerinde gözaltına alınan bir çocukla görüşmek istediğimi anlattığımda, hemen "Tamam" dedi. Şansa bakın ki, o günlerde sekiz çocuk, eylemlerde taş attıkları için gözaltına alındığında Sultan Ana gidip onlarla ilgilenmişti. Ve nihayet, dediği gibi, beni Mehmet'in evine teslim etti.
Aslında 12 yaşındaydı ama kendini büyük göstermek için 13 yaşında olduğunu söylüyordu Mehmet. Sürekli gülümseyen ürkek bir çocuk. Neredeyse ağzını bıçak açmıyordu. Bir ara durup o gün Kuran kursunda öğrendiği İhlas Suresi'ni okudu. Dini bütün bir ailesi var, büyüklerin hepsi namaz kılıyor ve kendi hallerinde yaşıyor. Babası inşaatlarda sıvacı. 18 yaşındaki büyük ağabeyi 8. sınıfı bitirdiğinde okulu bırakıp çalışmaya başlamış, ardından da evlendirilmiş. Şimdi iki çocuğu var. Üç odalı bu evde ninesi, babası, annesi, ağabeyi, yengesi, iki yeğeni ve beşi kız, biri erkek altı kardeşiyle yaşıyor Mehmet.
Mehmet ailenin dördüncü çocuğu, evdeyse okula giden üç çocuktan biri. Okulda en çok beden eğitimi ve bilgisayar derslerini seviyor. Bilgisayardaysa en çok oyun oynamak hoşuna gidiyor; özellikle de savaş oyunları. Büyüyünce öğretmen olmak istiyor. Başka hiç bir mesleğin iyi olmadığını düşünüyor. En çok da müzik ve fen öğretmenleriyle arası iyi. Ona çok iyi davranıyorlar ve hiç bağırmıyorlarmış.
Nusaybin'den başka bir yerde yaşamak isteyip istemediği sorusunu, hiç düşünmeden "İstanbul" diye yanıtladı. "Her şey orada, halamlar hepsi orada." Hiç görmediği İstanbul'u kısmetse gelecek yaz tatilinde görecek. Bir de "Halamların atölyesinde çalışırım" deyip duruyor. Ama daha ne atölyesi, orası belli değil.
Ekim sonunda Nusaybin'de yapılan bir miting sırasında gözaltına alınmıştı. Mahalleden, okuldan sonra çalışan bir iki arkadaşı hariç, bütün arkadaşları katılmıştı eyleme. "Taş attık bizi yakaladılar" diyor, "sonra da karakola götürüp dövdüler." Elleri başının üzerinde ve yere diz çökmüş halde beş saat tutulmuş. O süre zarfında tek hissettiği korkuymuş. "Bütün polisler aynı değildi, aralarında iyileri de vardı" diyor.
sayı:
5