Türkiye'nin geleceği kuvözde

Erken doğum oranı yükseliyor. İşte artmasından korkulan toplu bebek ölümlerinin durdurulamama nedenleri ve yapılması gereken.

Selda Başak, dört yılını bebek sahibi olmak için hastane, laboratuar ve klinikler arasında mekik dokuyarak geçirdi. Defalarca düşük ve başarısız iki tüp bebek denemesinin ardından anne olabilme şansını tekrar yakaladı. Üçüncü denemede, doktoru rahme üç embriyo yerleştirilmesine karar verdi. Ama son dakikada bir embriyo daha olgunlaşınca, kayıtlara "üç, artı bir embriyo" notu eklendi. Transfer işleminden iki hafta sonra testlerde embriyolardan birinin rahme tutunduğu ve Başak'ın hamile olduğu anlaşıldı. Ne var ki gebeliğinin 25. haftasında yüksek tansiyon ve ağır kanama nedeniyle annenin yaşamı tehlikeye girdi. Doğal hamilelik süreci tamamlanmadan bebeğin bir an önce çıkartılması gerekti. Operasyondan ancak iki gün sonra görebildi bebeğini. 32 santimetre, 900 gram bile gelmeyen ve kablolara bağlı bebeğini görür görmez, kuvözün başında bayıldı. "O an, bu bebek değil bir yaratık diye düşündüm" diyor şimdi.

Başak, Türkiye'de bu görüntüyle karşılaşan binlerce kadından yalnızca biri. Ama herkes onun kadar şanslı değil. Geçen ayın sonunda bebek ölümleri yine gündemdeydi. Bu kez adres İzmir'di. Tepecik Hastanesi'nde 11 saatte toplam 13 bebek hayatını kaybetti. Ankara Zekai Tahir Burak Hastanesi'nde yenidoğan 49 bebeğin ölümünden sadece bir ay sonra gerçekleşen bu vahim olayda da yetkililer yine aynı teknik yetersizliklerden yakındı. Sağlık Bakanlığı İnceleme Komisyonu ölümlerin enfeksiyondan kaynaklandığını açıkladığında, gündem çoktan değişmişti. Tıpkı geçen senelerde Manisa, Edirne ve Kayseri'deki doğum hastanelerinde toplu bebek ölümlerinden sonra olduğu gibi. İki yılda benzer nedenlerden tam 81 bebek yaşamını yitirdi. Tüm bu bebeklerin bir ortak noktası daha var. Hemen hepsi zamanından önce ve düşük kilolu doğdu. Sağlık Bakanlığı yetkilileri, hemen her facianın ardından gerekli önlemlerin alınması için çalışmaya başlayacaklarını belirtseler de, o günden bu yana geçen bir aylık sürede hiç bir şey değişmedi. İzmir'deki bebek ölümlerinden sonra Sağlık Bakanlığı üniversitelerle işbirliği yapılacağını açıklamıştı. Ekim'in son günlerinde Newsweek Türkiye'ye bilgi veren Bakanlık yetkilileri tıp fakültelerinden uzmanların katılacağı çözüm toplantılarının "belki Kasım'da yapılacağını" dile getirdi. Ekim'in son haftası konuya ilişkin bir komisyon açılması için TBMM'ye araştırma önergesi veren CHP İzmir milletvekili Canan Arıtman da bu çalışmaların başlatılması konusunda ümitli değil: "Önergemiz kabul edilirse, mecliste bir araştırma komisyonu kurulacak. Ama özellikle Sağlık Bakanlığı o kadar kusurlu ki, bunun ortaya çıkmasını önlemek için ne yazık ki önergem de kabul edilmeyecek. Sebepler tespit edilip, şartlar iyileştirilmezse bu bebek cinayetleri devam edecek."

Newsweek Türkiye'nin görüştüğü uzmanlar, doğal olmayan çoğul gebeliklerin artmaya devam edeceği ve bunun erken doğumları da patlatacağı uyarısında bulunuyor. Türk Neonatoloji (yenidoğan) Derneği Başkanı Prof. Dr. Murat Yurdakök bu konuda yeterli altyapı, hazırlık ve doğru dürüst veri olmamasından yakınıyor: "Bu bebeklerin bakım ve tedavileri çok özel araç gereçleri, eğitimli doktor ve hemşire bulunmasını gerektirir. Bu alt yapı olmadığında yenidoğan yoğun bakım ünitelerinde bakılan özellikle çok düşük doğum ağırlıklı bebeklerin yaşam şansının çok az olması beklenen sonuçlardır." Sağlık Bakanlığı verilerine göre ülkede her yıl ortalama 1 milyon 400 bin bebeğin doğduğu ve erken doğum oranının yüzde 8 ile 14 arasında olduğu tahmin ediliyor. Ama Türkiye'de yılda doğan bebek sayısı tam olarak bilinemediği için bu bilgilerin hiç biri net değil. Yukarıda verilen yıllık ortalama yenidoğan sayısı, ülkedeki nüfus artış oranlarından yola çıkarak hesaplanıyor. Zira Sağlık Bakanlığı'ndan adının gizli tutulmasını isteyen bir yetkili, ülkenin pek çok bölgesinde evlerde doğum yapıldığını söylüyor. Dolayısıyla doğumda ölen bebekler kayda geçmiyorken, yeni doğan bazı bebeklerin nüfus kayıt bilgileri de güncel olarak tutulamıyor.

Öte yandan uzmanlar resmi niteliği olmayan rakamlarla önlerini aydınlatmaya çalışıyor. Gazi Üniversitesi'nden Prof. Dr. Esin Koç'un aktardığı bir araştırmaya göre, 2000'li yıllarda ikiz gebelikler 1980'lere oranla yüzde 70 daha fazla. Üçüzlerdeki artış ise daha dramatik: Yüzde 500. Erken doğum riski ise ikizlerde yüzde 40'lara, üçüzlerde yüzde 70'lere fırlıyor. Koç da "Erken doğum ve prematüre bebeklerde artışın başlıca nedeni çoğul gebelikler" diyor.

Ülkenin en yoğun doğumevlerinden Bakırköy Araştırma Hastanesi yenidoğan klinik şefi Dr. Sultan Kavuncuoğlu'nun verdiği bilgilere göre son üç yılda bu hastanedeki yıllık doğum sayısı 20 binden 17 bine düştü. Buna rağmen hasta yenidoğan sayısı hiç değişmedi. "Hep 5 bin civarında ve bunların çoğu prematüre."

Bazılarının eleştirileri daha da sert. Örneğin, Hacettepe Üniversitesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Yurdakök gebe kalma olasılığını artırmak için çok sayıda embriyonun rahim içine konmasının çoğul gebeliklere neden olduğunu söylüyor: "Uzun yıllar gebe kalamamış bir anne adayına dördüz, beşiz bebeği olacağı söylenince, yalnız kendisi değil tüm ailesi birdenbire çok sayıda 'sağlıklı' bebeğe sahip olacakları hayalleri kurmaya başlıyor. Hâlbuki durum hiç de sanıldığı gibi değil. Ne kadar iyi ortamlarda bakılırlarsa bakılsınlar bu bebekler arasında ölüm ve ağır sakatlıklar çok sık görülür. Zaman zaman medyaya yansıyan birkaç küçük prematüre bebeğin yaşatılması hastanelerin büyük başarısı olarak gösteriliyor ve reklâm endişesi ile olay bir yarışa dönüşüyor. Böylece her kurum, hekimleri hayrete düşüren, kendi mucize bebeğini ya da parmak çocuğunu medyada sergilemeye çalışıyor. Ülke genelinde tüp bebeklerin çoğul gebelikler ve dolayısıyla erken doğumlarla ilişkisini gösteren resmi bir istatistik yok. Ancak Kadın Doğum Uzmanı Prof. Dr. Murat Yayla'nın Haziran'da Perinatoloji Dergisi'nde yayınlanan makalesinde, bu konuda ilginç veriler bulunuyor. Türkiye'de 20 kadın doğum hastanesinin 2003-2004 verilerinin incelendiği çalışma 70 binin üzerinde doğum kaydını kapsıyor. Araştırmaya göre bu yıllarda dünyaya gelen ikizlerin yüzde 76'sı, üçüzlerin de yüzde 90'ı tüp bebek tedavileri sonucu oluşan gebeliklerden. Üstelik araştırmanın yapıldığı yıllarda ülkede tüp bebek tedavisi görenlerin sayısı yılda 20 binken bugün yılda 40 binin üzerinde hasta tedavi ediliyor.

Bu sorunun çözümü için öneriler de yok değil. Türkiye'nin en büyük tüp bebek merkezi Bahçeci Kliniği'nde çalışan Doç. Dr. Ulun Uluğ, ABD ve pek çok Avrupa ülkesindeki gibi çoğul gebeliklerin önlenebilmesi amacıyla kısırlık tedavilerinde embriyo transferinin iki embriyoyla kısıtlanmasını öneriyor. Aslında Türkiye'de de Sağlık Bakanlığı 2006'da üçten fazla embriyo transferini yasakladı. "Ama bu yasağın yaptırımı yok" diyor Uluğ "Çünkü, yasak kararının bir satır altında doktorun uygun gördüğü koşullarda, daha fazla embriyo transfer edebileceği belirtiliyor. Aşılama uygulamaları çoğul gebelik riskini tüp bebekten daha fazla arttırıyor." Tüp bebek tedavisinde dışarıda döllenen ve olgunlaştırılan yumurtalar rahme naklediliyor, oysa aşılamada hastanın gelişen yumurtalarının hepsine sperm enjekte ediliyor. Bunlardan kaç tanesinin döllendiğiyse ancak gebelik başladığında tespit edilebiliyor. Türk Perinatoloji (riskli gebelikler) Derneği Başkanı Prof. Dr. Cihat Şen tüp bebek tedavileri dışında, "kısırlık tedavisinde kullanılan yumurta geliştirici ilaçların da kontrol altında reçete edilmesi gerektiğini" savunuyor. Zira bebek sahibi olamadığını söyleyen her çift, kadın doğum uzmanlarının önerisiyle hemen bu ilaçlara başlıyor. Bu ilaçlar doğru kullanılmazsa, birden fazla yumurtanın gelişmesine sebep oluyor.
Yurdakök'e göre tüp bebek uygulamalarının son yıllarda birden katlanmasının bir nedeni de, "bu tedavilerin sosyal güvenlik kapsamına alınması." Yaklaşık üç yıl önce yürürlüğe giren kararın ardından tedavi için başvuran hasta sayısına bakılırsa, son 10 yılda yalnızca İstanbul'da neredeyse sekiz kat artan klinik sayısı bile çok az. Nitekim ülkemizde halen sosyal güvenlik kapsamında yardımcı üreme tedavilerinden faydalanmak üzere 2 milyondan fazla kadın sırada bekliyor.

Oysa bu gelişmelere ve artacağı belirtilen erken doğum ve prematüre bebek sayısına karşılık Türkiye'de altyapıya dair kuvöz vb. donanım, eğitimli personel gibi kalemlerde çok eksik var. Amerikan Pediatri Akademisi'nin standartlarına göre Türkiye'nin bugün içinde bulunduğu koşullarda erken doğan bebeklerin yaşatılabilmesi için en az 5 bin kuvöz, 1400 yenidoğan yoğun bakım ünitesi ve 500 neonatolog gerekli. Türk Sağlık-Sen'e göre Türkiye'de 2 bin 600 kuvöz bulunuyor; yani olması gerekenin yarısı. Dahası Türkiye'de yalnızca 156 adet yenidoğan ünitesi var. Ülkede görev yapan toplam yenidoğan uzmanı sayısı ise 103 ve sadece 26'sı Sağlık Bakanlığı'na bağlı hastanelerde çalışıyor. Onların çoğu da Batıdaki şehirlerde görev alıyor. Diğer pek çok şehirde ise ne yenidoğan uzmanı ne de yeterli ekipman mevcut. Örneğin, 740 bin nüfuslu Trabzon'da sadece 1 uzman görev yaparken, Mardin İl Sağlık Müdürlüğü, il sınırları içinde ne uzman, ne hemşire ne de yeni doğan yoğun bakım ünitesi bulunmadığını söylüyor. Pek çok şehirde bakıma muhtaç bebekler için sağlık hizmetlerinin ne aşamada olduğunu tespit etmek ise mümkün değil. (Sağlık Bakanlığı'ndan ekipman ve personelin illere göre dağılımını talep ettik ama bu bilgiler bakanlıkta bulunmuyor.) Aradığımız on ilin sağlık müdürlükleriyse konuya ilişkin hiçbir kayıtlarının olmadığını ya da bizimle paylaşamayacaklarını belirtiyor. Oysa Yurdakök, yenidoğanları yaşatmak için öncelikle iyi bir organizasyona ve ülkenin her yerinden ulaşılabilecek sağlık hizmetine ihtiyaç olduğunu belirtiyor: "Genellikle bu küçük bebekler hastane hastane dolaştırılarak boş kuvöz ve solunum cihazı aranıyor. Halbuki nakillerin en fazla bir saatte yapılması gerekir." Nakil süresi 1.5 saat olduğunda bebeğin ölme riski 2 kat artıyor.

Ülkeyle ilgili rakamlar böyle olunca, bir yaşını göremeden hayatını kaybeden bebek oranları bir türlü gelişmiş ülkeler düzeyine indirilemiyor. Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Neonatoloji bölümünden Prof. Dr. Barbaros Ilıkkan, erken doğan bebekleri de kapsayan yenidoğan ölüm hızının Japonya'da binde 2, İsviçre'de binde 3, İngiltere'de binde 4, ABD'de binde 4-5 civarında seyrederken, Türkiye'de binde 20-21 olduğunu anlatıyor. Gazi Üniversitesi'nden Koç, oranın bu kadar yüksek olmasının nedenleri arasında "akraba evliliği, erken yaşta annelik gibi etkenlerin olduğunu" dile getiriyor. Çünkü bu faktörler, doğum ve doğum sonrasında ortaya çıkan problemleri tetikliyor. Nitekim Sağlık Bakanlığı Anne Çocuk Sağlığı Genel Müdürlüğü verilerine göre ülkemizde yapılan her beş evlilikten biri akraba evliliği ve akraba evliliği sonucunda doğan bebekler arasında ölüm hızı binde 72.1'e yükseliyor. Organizasyon eksikliği, sevk sisteminin verimsiz çalışması, hamilelerin hem gebelik hem de doğum sırasında doktor gözetiminde olmaması da Koç ve Yurdakök'ün üzerinde önemle durduğu diğer etkenler arasında yer alıyor. Üstelik bu sorunları çözmek o kadar da zor olmasa gerek. ABD, İsviçre gibi gelişmiş ülkeler bir yana, kişi başına düşen GSMH'si Türkiye'nin üçte birinden bile az olan Sri Lanka'da dahi bebek ölümleri Türkiye'ye kıyasla çok daha düşük, binde 12.2.

Konuyla ilgili Newsweek Türkiye'ye konuşan Sri Lanka Pediatri Kurulu konsey üyelerinden Dr. Pushpa Punchihewa, bu başarıyı ülkenin sağlık politikalarına ve sosyal gelişim düzeyine bağlıyor: "Sri Lanka'da eğitim ve sağlık hizmetleri ücretsiz. İlk yıl bebek ölümlerinde önemli rol oynayan aşılama programları çok yaygın. Bebeklerin yüzde 99'u aşılanıyor." Ekipman açısından da sorun yaşamadıklarını dile getiren Punchihewa, Sri Lanka'da kuvöz gibi özellikle yenidoğanlar için gerekli temel ekipmanda eksiklik olmadığını dile getiriyor. Ülkedeki doğumların tamamına yakını hastanede gerçekleşirken, yenidoğan bakım hizmetleri de üç aşamada düzenleniyor. Önemli sorunu olmayan bebekler, aile hekimleri ve pratisyen hekimler tarafından kontrol ediliyor. Bölge hastaneleri ikinci düzeyde hizmet verirken problemli bebekler, yenidoğan uzmanlarının çalıştığı, yoğun bakım ünitesi olan hastanelere yönlendiriliyor.

Yurdakök'e göre asıl sorun işte bu noktada yaşanıyor. Uzman, Türkiye'de böyle bir stratejinin uygulanmadığını söylüyor. Ülkede koruyucu hekimlik hizmetlerinin yeterli olmadığını belirten Yurdakök "İsteyen istediği hastaneye başvuruyor. Çoğu birinci düzey bakımla düzelebilecek hasta üçüncü düzey bakım veren yerlere gidiyor. Dolayısıyla, hasta yığılmaları yaşanıyor ve çok sayıda bebeği bu yüzden kaybediyoruz" diyor.
Bebek ne kadar erken hayata gelirse, oranlar da o kadar yükseliyor. Türk Neonatooji Derneği verilerine göre 24-25 haftalık doğan bir bebeğin ağırlığı ortalama 600 gram ve ülkemizde 500 - 750 gram arasında doğan bebeklerin hayatta kalma şansı yüzde 34. Japonya'daysa 25 haftalık doğan bir bebeğin sağlıklı yaşama şansı yüzde 80.

Selda Başak'ın bebeği ise şanslı azınlıktan. Yenidoğan yoğun bakım ünitesinde tam 61 gün geçiren Bora Başak, erken doğan bebekleri bekleyen kalp ve akciğer rahatsızlıkları, nörolojik bozukluklar gibi pek çok sağlık sorununu alt ederek hastaneden taburcu oldu. Bugün 3 yaşında ve sağlıklı bir çocuk. Annesi Bora'nın sonradan olgunlaşan ve kayıtlara "artı bir" olarak geçen embriyo olduğuna inanıyor.

sayı: 2

Yorumlar
Member Comments

 
 
 

Geçen Temmuz'a kadar Rusya Devlet Başkanı'nın insan hakları danışmanlığını yapan Ella Pamfilova'yla röportaj...

 
 

Avrupa ve ABD'de yüksek kakao içerikli çikolata tüketimi yüzde 43 oranında arttı. Önceleri en pahalı ürün gamında sütlü çikolatalar yer ...

 

The Peek
 
 

Yılın en büyük güncel sanat etkinliğindeki provokasyona karşı koymak kolay değil.

 
 
 
 

Neden Andorra'lılar, Sardinya'lılar ya da Okinawa'lılar dünyadaki herkesten daha uzun yaşıyor?